Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı  Forumu  Forum Ana Sayfa Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu

( YOLUMUZ İLİM , İRFAN VE İNSANLIK SEVGİSİ ÜZERİNE KURULMUŞTUR ! )
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

ALEVİ-BEKTAŞİ SORUNU ( İrene Melikoff )

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Yazarlar - Makaleler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Datça Hacibektas
Site Admin


Kayıt: 03 Ksm 2007
Mesajlar: 213

MesajTarih: Cmt Ksm 21, 2009 6:58 pm    Mesaj konusu: ALEVİ-BEKTAŞİ SORUNU ( İrene Melikoff ) Alıntıyla Cevap Gönder

İrene Melikoff

ALEVİ-BEKTAŞİ SORUNU (Son Araştırmalardan Bazıları)

30 yıldır, Aleviler arasında yaptığım araştırmalarımı bir araya topladığım kitabıma(1) son noktayı koyarken, eksiksiz bir çalışmayı yerine getirmiş olduğumu söyleyemeyeceğimi farkettim. Zira, Alevilik ve Bektaşilik, yeniden güncelleşirken sürekli değişmektedir. Ancak bazılarının beklenmedik bir biçimde ortaya çıkardığı sorunun bir noktasını açığa kavuşturduğumuzu sanıyoruz. Kendimizi karışıklıklar ve hareketli olaylar karşısında bulunmaktayız.

Önceden sezinlediğim ve çözümlenmesi gereken sorunların çözümü için, gerekli araçlar olmadan ilk taslağını yaptığım bazı çözüm noktalarını ortaya koymaya hazır olduğum ve sonunda ancak bitirebildiğim yapıtım.

Bu önemli yapıtta, Alevilik ve Bektaşiliğin benzer yanlarının bulunduğu görülmektedir. Oysa ben, burada bazı ayrıntılara yer vereceğim. Yüzyıllardan beri karşı karşıya kaldığı işkencelere karşın, sarsılmayan bir inanış. Fakat bu ayrıntılar, yalnız zamanın deneyine dayanmasını bilen bir kuralı haklı çıkaran bir görünümü ortaya koymaktadır.

TRAKYA BEKTAŞİLİĞİNİN YEREL ÖZELLİĞİ

1969 Eylül’ünde Hacıbektaş’a ilk ziyaretimden sonra, Bektaşilik’le ilgili ilk araştırmama başladığımda dikkatimi çeken ilk şey, katı Şiiliğin tüm karakteristik özelliklerini taşıyan bir inancın, İmami (İmameci) Şiiliğe bağlanması olmuştu, Yeniden dirilme inancı, Tanrının insan suretinde zuhur etmesi, zuhur eden Tanrı suretinde Ali’nin yüceltilmesi. Bununla birlikte,her fırsatta ve törenler sırasında dolayısıyla 12 İmam’ların anılmasının yinelenmesini işite işite,göre göre gerçeği kabullenmek zorunda kaldım.

Birkaç yıl sonra, Bulgaristan’a yaptığım bir gezi sırasında, Trakya’da bazı Bektaşi tekkelerini ziyaret etme olanağını bulmuştum. Önce, Varna ile Balşık arasında Botova’da (şimdiki Dobrovist) Akyazılı Sultan Tekkesi. Burada, yedi köşeli bir Meydan Evi’nin olduğu, içinde derviş mezarı olan bir Türbe’yi de bulunca çok şaşırmıştım. Türbenin yanında bulunan 7 köşeli taştan yapılmış imamet, 7 ocaklı bir tandırı içinde saklıyordu.(2)

Aynı 7 köşeli plan, Hasköy’de (şimdiki Hasova) Otman Baba Tekkesi’nde de bulunmaktadır. Bu Tekke’de, giriş duvarının üst kısmında 7 dallı bir rozet bulunur. Yedi dallı bir yıldız, çitin güney-doğu kısmındaki bir taşın üzerinde figür olarak yer almaktadır. (3) Otman Baba,1478-79’da ölmüştür. O, Akyazılı Baba’nın müridi olmuştu. Akyazılı Baba’nın türbesi, 1506’da yapılmıştır.(4) Akyazılı Baba’nın, müridleri arasında, 1519 (925)’da Hurufiliğin öncüsü Fazlullah’ın tanrısallığının açıklandığı bir Faziletname yazan hurufi ozan Yemini de bulunmaktadır. (5) Muhyiddin Abdal’ı 16.yüzyılın bir başka hurufi ozanı, şiirleri’nde,türbesi Balşık(6) yakınlarında bulunan Akyazılı İbrahim Baba ve Otman Baba’yı anmaktadır. Otman Baba ve Akyazılı İbrahim Baba, Işık diye adlandırılan hurufi grup ve Abdalan-ı Rum’lardandır.(7) Işıklar tekkeleri, Anadoluda Seyitgazi ve şimdiki Bulgaristan’ın çeşitli bölgeleri olan Varna, Balşık, arasında bulunan AKYAZILI’da Filibe’de (plovdiv) ve Tatar Pazarında bulunmaktadır.

Ahmet Refik tarafından yayınlanmış belgelerde,1572’de, Filibe ve Tatar Pazarı’na (belge no:48 41) yerleşmiş Işık dervişlerinden sözedilmektedir. Her iki belgede, bu Işıklar’ın “hurufi mezhebi”ne bağlı oldukları belirtilmektedir.(Cool Mimari yapıda 7 köşeli benzer plan, Bulgaristan’ın güney-doğusunda Nova Zagara’ya 15 km uzaklıkta Kalugeravo köyüne yakın Kıdemli Baba tekkesinde de görülmüştür(9)

Beyaz mermerli 7 köşeli türbe, iyi korunmuş bir durumdadır. Fakat tabanı da yedigen olan tekkenin asitane’si sadece taş yığınlarından oluşmuştur.

Bay Kiel’e göre, türbe 1413-1420 tarihleri arası olsa gerek, Osmanlı mimarisinin eski dönemine dek uzanmış olmaktadır. 16. yüzyılın sonlarında yaşadığı varsayılan Otman Baba ve Akyazılı Baba’nın türbelerine göre daha eskidir. Trakya’nın diğer Bektaşi dergahları, Rodop’ta, Ljumovir Mikov, hatta Bernard Lory tarafından mimari açıdan bir açıklaması yapılmasından sözedilmiştir.(10)

Biz, özellikle son olarak bir görünümü ayrı tuttuk ve bir çok kez ziyaretlerde bulunduk. Ravet’in yukarısında, İsparih’e yakın Razgrad’dan 17 km. uzaktaki Deliorman’daki Demir Baba Türbesi(11)
Deliorman, Bulgaristan’da Kızılbaşlar’ın ana merkezidir.1983’de bu bölgeye yaptığım ilk gezim sırasında, bana bunlar hakkında kuşkusuz gerçekle bağdaşmayan, yaklaşık 90 bin kişinin oturduğuna dair bilgi verildi. İnanışları, Türkiye Alevileri’nkinden farklı değil. Bununla birlikte Hacı Bektaş’a bağladıkları, adını andığım ilk makalemde de belirttiğim önemli bir ayrılığın dışında. Razgrad yakınında, Sevar (eskiden Caferler) köyünde, bir köylünün yanında kaldım ve Madrevo’nun (eski adı Nesimi Mah.) diğer köylerini de bir kaç kez ziyaret ettim.
Sevar köyü, ortadan geçen bir yolla ikiye ayrılmış durumdadır. Bir tarafında, Kızılbaşlar’ın “Türk” diye çağırdıkları Sünniler yaşamaktadır. Öte tarafta ise, nüfusu öteden beri sürekli değişen ikibin Kızılbaş yaşamaktadır. İki yıl bu yerleri yeniden incelememe rağmen, oturanların çoğu Bulgar adlarını taşıyordu. Beni karşılamaları biraz içten, biraz da hayli sıkıntılı olmuştu.

Bu Kızılbaşlar’ın inançları, bir Ayin-i Cem sırasında anlayabildiğim kadarıyla Alevilerinkiyle aynı: Ali’nin tanrılaştırılması,12 İmamların ululaştırılması ve Kerbela şehitleri. Aynı nefesler söyleniyordu. Pir Sultan Abdal’ın nefesleri, özellikle büyük bir saygınlığa, değere sahipti. Eski bir güneş kültünün kalıntısı, görünüşte bir sufilik görüntüsü çizmektedir.
Buna karşın, Türkiye’de ise Aleviler ve Bektaşiler, Hacı Bektaş’ı ulu,Pir görürler. Deliorman Kızılbaşlar’ı, Sürek (12) denilen iki kola ayrılırlar: Çarşamba günü toplandıkları için, bazen perşembe akşamı, Çarşambalı diye çağrılan ve Pazartesi günü toplandıkları için Pazartesili diye çağrılan ve sadece Hacı Bektaş’a ikinci derecede bir yer veren Babailer. Ben, bu sonuncular arasında bulundum.

Babailer ,dualarında Hacı Bektaaş’tan çok Demir Baba, Kızıl Deli ya da Sarı Saltuk’u yardıma çağırırlar. Deliorman’da yardıma çağrılan eren kişi, tekkesi İsperik’le Kubrat arasındaki Zavet’te bulunan Demir Baba’dır.
Eski bir Trakya türbesinin bulunduğu yerleşim alanı üzerine inşa edilmiş olan bu Tekke’den birçok kez söz edilmişti. (13) Tekke, Dipsiz Göl diye anılan derin bir vadi içinde yer almaktadır. Burada, eren kişinin kaya içine elini sokmasıyla fışkırmış olan kutsal bir su kaynağı vardır. Bu bölgenin insanları, düzenli olarak kuraklığa ve içecek su kıtlığına yol açan yazın kavurucu sıcaklığında bu su kaynağına ihtiyaçlarını karşılamak için gelirler.

Geleneğe göre, Demir Baba, Şeyh Bedrettin’in yandaşlarından biridir ve Silistre’den birlikte gelmişlerdir. Şeyh’in asılmasından sonra derviş olarak yaşayacağı Dipsiz Göl’e çekilmiştir.

Bu Türbenin ayrıntılı bir betimlemesi için, daha önce L. Mikov’un makalesine (14) başvuracağız. Türbe, Akyazılı, Baba, Otman Baba ve Kıdemli Baba’nın türbeleri gibi yedi köşeli bir plan üzerine yapılmıştır. Deliorman’da oturan insanların anlattıklarına göre, türbenin ünü, büyük ölçülü, metalden yapılmış olması idi ve yedi kanat oluşturuyordu. Yedi dallı bir yıldız, türbe girişinin güney-doğu tarafı üstünde, bir duvar oyuğunun tavanı üzerine yerleştirilmiştir. Çitin güney kısmında, yedi dallı biir rozetle süslenmiş bir taş vardır. Çitin aynı kısmında süslenmiş bir başka taş üzerinde, kenarlarına yedişerli işlemeli çift sıradan oluşan büyük bir yapıt görünümü buluruz.

Hepimizi ortak bir noktada buluşturan Trakya’daki 4 türbeyi tanıtmaya çalıştık. Mimari yapıları ve dekorları, 7 sayısı için bir tercih izlenimi bırakmaktadır. Bir başka deyişle, bu tapınaklar, Şii 12 İmam Kültüne değil, fakat İsmaililiğe bağlanmış olsa gerek. Bu türbelerden ikisi, Hurufiliğe bağlı gibi görünmektedir. Türbenin ulu kişileri Otman Baba ve Akyazılı Baba, 16.yüzyıl Hurufi ozanlarından Yemini ve Muhyiddin Abdal tarafından anılmışlardır.

1519’da yazılmış bir Faziletname’ye sahip Yemini, Akyazılı İbrahim Sultan Tekkesi’nin bir dervişi idi. Şiirlerinde, üstadı (mürşidi) Fazlullah’ın tanrısallığını anlatır. Muhyiddin Abdal’ın kendisi de Akyazılı Sultan Baba’ın bir müridi olmuştur. Şiirlerinde Otman Baba’ya övgüler dizer ve bize 883(1478-79)’de ansızın ölümünden sonra, Akyazılı İbrahim Sultan’ın 900(1501)’de “Kutb” “Abdalların Kutbu” olarak düşünüldüğünü bize göstermektedir. Muhyiddin Abdal, Ali’yle karşılaştırıldığı Hacı Bektaş ve Sultan Bali (Balım Sultan)’yi de anmaktadır. Bunlar, bize kendi dönemlerinde Hurufiliğin daha önce Bektaşilikle bütünleştiğini kanıtlamaktadır.(15) Hurifilik,1394’de Nahcivan’da Alincak’ta Timurlenk’in oğlu Miran Şah tarafından gerçekleştirilmiş olan Fazlullah Astarabadi el Hurufi’nin ölümünden sonra Anadolu’da ve özellikle Rumeli’de yaygınlaşacaktır. Hurufilik öğretisi, çeşitli işkencelerden geçen Fazlullah’ın müritleri tarafından yayılacaktır.

Hurufiliğin başta gelen propagandacılarından biri -ve kuşkusuz en büyük- Bağdat bölgesinde doğmuş, uzun zamandır Iraklı bir Türk olduğuna inandığımız azeri bir Türk olan Seyid İmameddin Nesimi olur. Bugün, Azerbeycanlı araştırmacıların sayesinde Nesimi’nin Sirvan’ın başkenti Semahi’nin yakınında, kendi adını taşıyan-ya da lakabını- bir köyde 1370’e doğru doğduğunu öğreniyoruz.(16) Nesimi Feyzullah’ın en sadık müridi ve hatta Fazlullah’ın damadı olur.1417’de Alep (Halep)’te ölümüne kadar çeşitli ülkelerde canla başla öğretiyi yaymaya çalışır.

Bununla birlikte, Kabbale’yi öğreniminin temeli yapan Fazlullah’ın tersine, Nesimi, evrensel sevgi üzerine kurulan ve Muhyiddin İbni el Arabi ve ardılları (halefleri) tarafından özümlenmiş olan bilinirci (gnostik) ve yeni-platoncu öğreti olan “Vahdet-i Vücut”u “Varlığın Birliği”ni savunur.

Louis Massingnon, Nesimi’de Hallac-ı Mansur’un bir devamını görür. (17) Hurufilik, Nesimi sayesinde, özellikle insanın tanrılaştırılmasının bilimi olduğu için Bektaşiliği bütünleyen bir parça olacaktır.
Tabrizi Astarabadi el-Hurufi adıyla tanınmış olan Fazlullah Naimi,1339-49’da Astrabad’da doğmuştur. Sufilik tarafından çok çabuk benimsenmiş olarak 18 yaşında İsmaili bir mürşide bağlanır ve gençliğinde İsmailiğin kurallarını (erkânını) takip eder. 32 yaşında, İsfahan’da mistik yaşama (çileye) başlamaya karar verir ve gezginci dervişler, Kalenderiler tarikatına katılır. Mekke’ye gidip Hac görevinin yerine getirir ve Harezm’de kalır.

1376’da Tebriz’de kehanetini açığa vurur, hatta üç gün üç gece esrik halde alfabenin harflerinden gizli anlamlar çıkarır. 1386’da vaizlere başlar ve Gurgani lehçesiyle acemce yazdığı “sonsuzluğun kitabı” adlı büyük yapıtı Cavidanname’de dinsel öğretisini/ sistemini ortaya koyar.
Fazlullah, Irak ve Azerbaycan’da, Horasan’da vaizler verecektir. Fakat ölümüne kadar kaldığı ve öğretisinin merkezi olan yer Bakü’dür. En sadık müridleri Seyyid İmamettin Nesimi ve Ali al-Al’a’yı bulduğu yer, Sirvan Krallığı içindedir.

Biyografilerine göre, Fazlullah bilhassa Arap olmayan halklar, özellikle Türkler arasında birçok yandaşlara sahip olacaktır.(1Cool kendisinden emin olarak; Timurlenk’i korkunç sivri öğretisine kazanmak düşüncesini oluşturacaktır. Ve bu, kendi sonunun nedeni olacaktır. Timurlenk, Semerkant’ta Fazlullah’ı ölüme mahkum eden bir fetva verecek Ulema (Bilginler) Kurulu’nu toplattırır. Babası adına Azerbaycan’ı yöneten Mirane Şah tarafından engellenir. Nahcıvan yakınında Alincak kalesine kapatılır. Sonra sapık düşüncelerinden dolayı mahkum olur ve 1394’de Zilkada’nın 6. günü infazı gerçekleştirilir. O zaman 56 yaşındaydı. Fazlullah’ın ortaya koyduğu öğreti, kendi mistik yapısı içinde Panteizm (kamutanrıcılık/vahdeti vücutculuk) ve Antropomorfizm dir.(19)

Şii geleneğe göre harfler bilimi, Ali tarafından kendisine verilmiş olan al-Cafer adlı gizemli bir kitap tarafından bilgi sahibi olacak olan 6. İmam Cafer el-Sadık’a çıkmaktadır (20)
Alfabenin harfleri üzerindeki spekülasyon, Cafer Sadık’ın bir öğrencisi olan sufi ve simyacı Cabir İbn-i Hayyam’ın Terazi’nin Kitabı (Livre de la Balance)’da formüle edilmiş olarak bulunur. Fakat başka bir kaynakta Cafer el-Sadık‘ın öğrencileri arasında Cabir İbni Hayyam’ın adı geçmez. Öte yandan, matematiksel ve metafizik teorilerin kaynağının eski Yunan’da, özellikle yeni-Pisagorcular’a ve Cafer’in Şii spekülasyonlara kadar uzandığını ortaya koymaktadır. (21)

Trakya, Rumeli ve Balkanlar’da Hurufilik, kendi mesajını buralara taşıyacak olan Fazlullah’ın bazı öğrencileri sayesinde daha da gelişir. Böylece, Ali Al-Al’a, Bektaşi tekkelerinde sığınak bulur, kendisi ve başkaları sayesinde Hurufilik, Bektaşilik’le karışıp bütünleşir. (22)
Ali Al-Al’a (Gıyaseddin Muhammed bin Hüseyin al-Horasani al Astarabadi), Astarabad diyalektiğinde acemce yazılmış hurufi bir kitabın, İstianame (Tanrısallığın Kitabı)’nin yazarıdır. Kitabında, dönemin belli başlı Hurufileri hakkında bilgi verir. Ali Al-A’la, 1419’da öldürülür ve Alıncak’ta hocasının yanına gömülür. O, Bektaşiler’in bir kolu olan Işıklar’ın hurufi koluna aittir. O, Ahmet Refik tarafından yayınlanmış belgelerde Işık dervişlerinden sözetmiştir. (23)

Nesimi’nin müridi ve halifesi Rafi’i, Rumeli’de, Anadolu’da ve Balkanlar’da Hurufiliği yayan kişilerden biri olmuştur. Rafi’i, Fazlullah’ın Arşame’sinden esinlenmiş olan ve 1408-9’da yazdığı türkçe bir mesnevinin, Besaretname’nin yazarıdır. O, Yunanistan’da Preveze’de gömülüdür. (24)

En tanınmış Türk hurufiler’den biri de, 1469’da Tire’de ölen Firiştezade ya da Feristeoğlu (Abdal Mecid b. Feriştah İzzeddin al Hurufi)’dur. Tire 15. yüzyılda Hurufiliğin merkezi olmuştur. Feriştezade, bir çok Türkçe kitap yazmıştır. Bunlardan biri de, 1430’da, Fazlullah’ın Cavidanname’sinin bir özeti sayılan Işıkname’dir. Türkiye kütüphanelerinde Ferişteoğlu’nun bir çok elyazmaları bulunur. (25) Ferişteoğlu, “Tanrı, eğer onu okuyabilirsen, Fazl-ı Yezdan’ın adını göreceğin biçimde insan sıfatında yarattı” diye yazmaktadır. (26)

15. yüzyılda Hurufilik, sultan sarayının içine kadar yayılacaktır: Şahzade Mehmed, daha sonra Mehmet Fatih, hurufi bir misyonerin kendisine anlattığı bu öğretiden dolayı baştan çıkar, fakat ulemaların tepkisi o kadar sert olur ki, genç prens (Şehzade), 1444’de Edirne’de koruyucusunun diri diri yanmasını engelleyemez. (27)

Muhteşem Süleyman, Osmanlı İmptaratorluğu’nun sapkın hurufi düşüncesini kökten kaldırmayı dener, fakat daha önce Bektaşiliğe karıştığı için bunu başaramaz. Işıklar, o kadar işkenceler görmelerine karşın, Hurufi mezhebindenmiş gibi resmen tanındılar. Öyleki Bektaşiler, her zaman hoşgörüyle karşılanmışlar ve başından beri, Osmanlı sultanları tarafından himaye görmüşlerdir.

Fezlullah’ın İsmailik’le ilişkileri, biyografileri tarafından da doğrulanmaktadır. Eski zamanlardan beri bilinen Sami ve Yunan dünyasının kendi kökenlerine uzanan harfbilim, özellikle Şiiler’de Ali’nin sırlarının anahtarına ve kutsal kitapların gizli anlamına sahipmiş gibi düşünülmesi için bir gelişme olmuştur. Şurası apaçıktır ki, Hurufilik, içinde Kabbale’nin Antropomorfizme karıştığı bir öğreti, İsmaliğe etki yapmıştır. (2Cool7 sayısı için Hurufiler’in tercihi, Fazlullah’ın mezarının bulunduğu Alıncak’a yapılan ziyarette yerine getirilen ayinlerde bulunmaktadır. Bu kutsal ziyaret (hac), Mekke’ye yapılan Hac’cın yerini almaktadır. Hacılar, Maktelgah diye alınan mezarın etrafında 7 kez dönüyorlar ve Şah-Maran “Yılanların Kralı” diye adlandırılan Şah-Maran tarafından yapılmış küçük kale taşlarını fırlatıyorlardı.

Biz, dökümünü yaptığımız Trakya Bektaşi tekkelerinin İsmaililer’in 7 İmam’larını düşündürten 7 sayısına hepsinin bağlandığını gördük. Bu tekkelerden ikisi, Otman Baba ve Akyazılı İbrahim Baba’nınkiler, kendi nefeslerinde Fazlullah’ın tanrısallığını ortaya koyan hurufi Bektaşi ozanlar olan Yemini ve Muhyiddin Abdal’a bağlıdırlar.Bu tekkelerin mimari yapısında 7 sayısının tekrar edilmesi, rastlantı olmayabilir. Bu bize Hurufiliğin dolambaçlı yollardan İsmailiğe bağlanması olasılığını göstermektedir. Kendi bütünlüğü içinde Bektaşiliğin 12 İmamlar kültüne içten bağlı olmasına karşın, 7 İmamlar’a olan bu bağlılık, Trakya’nın dışında yayımlanmasına sınırlı bir sayıda tutulduğunu gösteriyor.7 sayısı kültünün karakteristik özelliklerini kendisinde taşıyan Demir Baba Tekkesinin durumunu en sona bıraktık. Bununla birlikte, öteki tekkeler için kendimizi, Demir Baba Tekkesi olayı içinde, Hurufiliğin olası bir etkileşimiyle sınırlı tuttuk. Derviş Demir Baba’nın geleneksel olarak sadece, belki, bağlı olduğu Şeyh Bedrettin adını anmak zorunda kaldık. Bu durumda Şeyh Bedrettin kültü, Deliorman Kızılbaşları arasında her zaman canlılığını korumaktadır.

Bu da bizi karizmatik kişiliğe sahip Şeyh’e yönelmek zorunda bırakır.Kendisine yüklenen saygınlığın azaldığı uzun yıllara karşın, Şeyh Bedrettin düşüncesi, her zaman büyük bir saygı görmüştür. Öldüğü kabul edilen gün, Kızılbaşlar, Üryanlar Semahı (Çıplaklar Dansı) denilen bir semah dönerler. Zira Şeyh, Serez çarşısında çıplak olarak asılmıştı. Kars yöresinde özellikle Sarıkamış’ta Üryanlar Semahı’nın olduğunu eskiden beri biliyordum.(29)Semah dönenler, tamamen çıplak değillerdi. Erkekler peştemal, kadınlar, bir omuz ve bir kolunu açıkta çıplak bırakan beyaz bir giysi giymişlerdi.Hurufilerin varlığı, Bedrettin’in vaaz verdiği her yerde azda olsa bulunmaktadır. Öyleki Kars bölgesinde, Fazlullah’ın önde gelen müridlerinden biri olan Ali Al-A’la, Şeyh Bedrettin’in yaşamından örnekler sunarak vaizler vermiştir.(30)Edirne, Şeyh Bedrettin hareketinin bir başka merkezi olur.

Bedrettin olayıyla ilgili bir zaviye, II. Selim zamanında hâlâ vardır. (31) Buna karşın, Şeyh Bedrettin’in mirasını Hurufiler gibi, Bektaşilerden de taplayanlar vardı. Edirne bölgesinde Bektaşiler, Balkanlar’ın en önemli Bektaşi merkezi olan, Bektaşi tarikatının kurucusu Balım Sultan’ın doğum yeri olan Dimetoka (Didimatik) yakınlarında bulunan Kızıl Deli (Seyit Ali Sultan)’ninkinin de yer aldığı 16 dervişe sahipti. (32) Michel Balivet, Dimetoka’da, Şeyh Bedrettin olayını Bektaşiler’e bağlayan bir zincir görür.(33) Balım Sultan’ın müslüman bir baba ve hıristiyan bir anneden doğmuş olması gibi şeyh Bedrettin’i de anımsayalım. İnanca göre, Balım Sultan’ın anası Bulgar’dır.Şeyh Bedrettin’le Hurufiler arasındaki ilişkiler, hiç bir kuşkuya meydan vermemektedir.

Bedrettin, gençliğinde Konya’da Fazlullah’ın bir öğrencisi olan ve Feyzullah diye çağrılan bir Şeyh’ten ders almıştır.(34) Daha sonra, Bedrettin’i Fazlullah’ın vaazlarından etkilenmiş olan bölgelerde, özellikle Tebriz ve Azerbaycan’da buluruz. Bedrettin’in oturduğu yerlerin, Tire’de ve en sadık müridi olan Börklüce Mustafa’yla karşılaştığı Aydın illerinde bulunduğunu da belirtelim.(35)Daha önce, 1469’da Ferişteoğlu’nun öldürüldüğü yer olan Tire’nin 15.yüzyılda Hurufiliğin bir merkezi olduğunu belirtmiştik.Şeyh Bedrettin anısına mükemmel bir incelemeye kendini adayan Michel Balivet, Hurufiliğin 17.yüzyıla dek, işkencelere rağmen bu sapkın düşüncenin varolduğunu belirtmekten vazgeçmemiştir.

O, Bedrettin’in öğrencilerinden bir kısmının Bektaşiler örgütünü, hatta bilimsel olarak bir araya getirdiğini ve Bedrettin’in Bektaşilerle olduğu gibi Hurufiyya ile bağlantılı olduğu tezini şiddetle savunur.(36)Hurufiler, Bedrettin’in müridleri ya da Bektaşiler, hangisi olursa olsun, Sufilikten çıkmış üç öğreti sözkonusudur. Zira, Sufizm, Şiiliğin Safeviler’in zaferinden sonra devlet dini olarak ilan edilmesinden önce olduğu gibi ezoterik (kapalı, içrek, batıni) din biçimini ortaya koyar.Demir Baba tekkesine gelince, burası, bugüne dek kuraklık dönemindeki gibi hiç kurumayan, akan bir su kaynağının fışkırdığı ormanlık bir vadinin içine yerleşmesinden dolayı kutsalmış gibi her zaman araştırılmış olan bu bölgede, eski bir Trakya türbesinin yerleşim alanı üzerine yapılmıştı.

Tarihçi Aşıkpaşazade ve Nehri’nin tanıklıklarına göre, Şeyh Bedrettin’in, Deliorman’ı eyleminin merkezlerinden biri haline getirdiğini anımsayalım. O, birçok yandaşlarının bulunduğu Deliorman’daki Türkler tarafından adı konmuş olan Ağaç Denizi’ne yerleşmişti.(3CoolEğer Şeyh Bedrettin’in Hurufiler’le ilişkileri, hiç kuşku yaratmıyorsa, biz öte yandan hangi noktada İsmailik tarafından etkilenmiş olduğunu pek bilemeyiz.Burada Fazlullah’ı ilgilendiren şey için, onun İsmaili bir hocadan ders aldığını ve heterodoks serseri dervişler grubundan olduğunu, ölümünden sonra Maktelgah’ına yapılan ziyaretler süresince, Şah-Maran adlı Miran Şah’a taşlar ve beddualar yağdırılırken türbe çevresinin 7 kez dönüldüğünü biliyoruz.

Biz, bu durumda, Bektaşiliğin henüz biçimlenme yolunda olduğu bir dönemde inşa edilmiş olan Trakya tekkelerinin mimari düzenlemesinde hurufi bir etkiyi görmek istedik.Bektaşilik, heterodoks hareketler üzerinde yatıştırıcı bir eylemi, ilk Osmanlı sultanlarının koruduğu ve teşvik ettiği şeyi denemeye kalkışmamıştır. Sultanlar, haklı olarak gördükleri, 13 .yüzyılın sonunda ölmüş olan Hacı Bektaş’tan doğmuş akımı desteklerken Horasan’dan ara ara gelen heterodoks dervişler tarafından yayılmış bulunan Anadolu steplerinin anarşik akımlarını yönlendirecek ve denetleyebileceklerdi.

Bu, Bektaşiliğin yatıştırıcı tavrı ya da 15. ve 16. yüzyılda uygulanmış ağır, vahşi baskılar nedeni ile sapkın hurufi düşüncesini önlemesi ve Bektaşiliğin antropomorfizm içinde erimesi midir? Olasıdır ki, ilk osmanlı sultanlarının öngörüleri, gelecek yüzyılların halk dindarlığının çalkantıları üzerinde bir sonuç elde etmişlerdir.Deliorman’a ilk ziyaretim sırasında, Hacı Bektaş’ın özellikle iyi farkedilmediğini görmek beni şaşırtmıştı. Kızılbaşlar, Hacı Bektaş’ı diğer erenlere tercih ediyorlardı. Bana verilen hak, Hacı Bektaş’ın, Yeniçeriler’in Pir’i olduğu ve Yeniçeriler’in kötü bir anı bıraktığıdır. Bu açıklama, bana öncelikle biraz basit geliyor. Fakat bunun üzerinde dönüşürken, bu bizi 16.yüzyılda daha önceleri Osmanlı sultanlarının yanında Bektaşiler’den yararlanıldığı ayrıcalıklı bir durumu yeniden düşünmeye itti.

Hacı Bektaş’a karşı Trakya halkının düşmanca tutumu, baskıya yani eski Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bir tepkinin önemini göstermektedir.Ne olursa olsun, şurası açıktır ki gizemli varlığı tarafından denetlenmiş ve yönlendirilmiş olmasına karşın, özel bir kimliğe sahip olmayan bir halk dininin karşısında buluyoruz. Bununla birlikte, bu gizemli varolmanın yararlı bir eylem olduğunun bilinmesi gerekiyor. O, başıboş ayaklanmalardan kaçındı ve kan dökülmelerini önledi.
_________________
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Yazarlar - Makaleler Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye