Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı  Forumu  Forum Ana Sayfa Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu

( YOLUMUZ İLİM , İRFAN VE İNSANLIK SEVGİSİ ÜZERİNE KURULMUŞTUR ! )
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

ABDAL MUSA ANMA TÖRENİ

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Umut Yıldırım



Kayıt: 13 Ksm 2007
Mesajlar: 85
Konum: İstanbul

MesajTarih: Çrş Ksm 14, 2007 1:13 pm    Mesaj konusu: ABDAL MUSA ANMA TÖRENİ Alıntıyla Cevap Gönder






ABDAL MUSA ANMA TÖRENİ

15 bin Alevi-Bektaşi,Abdal Musa'yı anma töreninde,gönül seslerini dile getirdi. Abdal Musa'ya akan canlar Antalya'nın Elmalı kasabasına bağlı Tekke köyünde 250 hane var.Yaklaşık bin olan köy nüfusu,9-10 Haziran tarihlerinde düzenlenen Abdal Musa'yı anma törenlerinde 15bine çıkıyor.Türkiye'nin dört bir yanından gelen canlar konuk ediliyor .Abdal Musa'yla yaşıt olan Uluçınar Meydanı'nda hep birlikte semah dönüyor ,gelenekler canlı tutuluyor.

Akdeniz yakası Aydın illeri Kuşlar gider bizim Abdal Musa'ya Cemalin görünce yürüdü dağlar Taşlar gider bizim Abdal Musa'ya Katardan ayrılan turna sürüler Her andıkça sinelerim sızlar İrili ufaklı emlik kuzular Koçlar gider bizim Abdal Musa'ya Baba Kaygısuz'dan almış cehdini Gördün mü İbrahim Ethem vaktini Padişahlar tacı ile tahtını Velim eydür dört dergahtan evveli Seyd Ali,Abdal Musa ,Bektaş-ı Veli Şah Hüseyin aşkına didemin seli Çağlar gider bizim Abdal Musa'ya ABDAL Musa'nın müridlerinden Aşık Veli, pirine olan sevgisini ve saygısını ,tüm Anadolu Alevi-Bektaşileri'nin dili ,gönül sesi ,özlemi olarak işte böyle dile getiriyor.Sahnedeki ozan da onu bugüne taşıyor.

Tekke Köyü'nün tören alanında Abdal Musa'nın yaşıtı olduğuna inanılan "ULUÇINAR MEYDANI" tıklım tıklım.Daha sabahın dokuzunda sıcaklık otuz derecenin üstünde .Bağlama eşliğindeki ozanı dinleyen kalabalık kendinden geçmiş durumda .Ozan her "Abdal Musa"dedikçe meydandaki 15 bin Alevi-Bektaşi, önce büyük bir saygı ile ellerinin baş parmağını niyaz edip ,arkasından hep bir ağızdan Abdal Musa'ya olan sevgi ,saygı ve muhabbetlerini ifade etmek için , "Allah ,Allah,Allah,Allah" , "Yetiş ya Abdal Musa"diye meydanı inletiyor. Bir günde artan nüfus Tekke Köyü;Antalyaénın Elmalı kazasına bağlı 250 hanelik bağ ve bahçeler içinde Torosla'rın arka yüzünde şirin biri köy .Normal günlerde bin civarında olan nüfus,bu yılki geleneksel Abdal Musa Törenleri'nin düzenlendiği 9-10 Haziran'da 15 bin kişiyi buldu. Bu köyde birkaç bakkal ve kahveden başka ticari işletme yok sayılır.Ne otel,ne de pansiyon var.

Gelen binlerce insanı,Tekke Köyü sakinleri ,evlerinde misafir ediyorlar.Buraya Anadolu'nun hemen hemen her ilinden Alevi Bektaşiler akın akın gelip Pir Abdal Musa'ya saygılı sevgilerini iletiyor,niyaz ediyor,adaklarını sunup kurbanlarını kesiyorlar. Edirne'den Malatya'dan,Tokat'tan ,Adana'dan,Eskişehir'den,Bursa'dan ,Tunceli'den,Ankara'dan gelenleri , otobüslerinin önlerinde asılı bez yazılardan anlamak olası. Biz de İstanbul'dan gelmiştik.Otobüs katarları döne döne Toroslar'ı aşıp Abdal Musa'ya varıyordu.İstanbul'dan toplam sekiz otobüs ve onu aşkın özel gelmişti Tekke Köyü'ne. Karacaahmet Dergahı İstanbul'da Abdal Musa'ya hareketten önce Karacaahmet Dergahında sabah yedide buluştuk.Yaşlı,genç,kadınlı,erkekli heyecanlı bir kalabalık vardı .Birçoğu Abdal Musa'ya ilk defa gitmenin heyecanını yaşıyordu.Önce Karacaahmet Türbesi ziyaret edilip niyaz ediliyor,dualar edilip ,hayırlı yolculuklar dileniyordu.

Anadolu Alevileri'nin;bin yıla yakın bir süredir,bu topraklarda inançları yüzünden uğramadıkları kötülük kalmamıştı.Osmanlı'nın ve Cumhuriyet'in kuruluşunda büyük büyük yararlılık göstemelerine rağmen Osmanlı'nın Yavuz Sultan Selim'le birlikte aşırı meshepçi bir tarzda sünnileşmesi'nden bu yana birçok katliama uğradılar.İnançları yüzünden ,yaşam tarzları yüzünden ,düşünce yapıları ve hayat felsefeleri yüzünden ,düşünce yapıları ve hayat felsefeleri yüzünden çok kötü günler yaşadılar.Ve ne yazık ki hala da yaşınıyor. Çünkü Anadolu Aleviliği ,doğuştan bugüne dek,her türlü toplumsal haksızlığa karşı başkaldırmış olmalarının cezasını çok ağır tarzda ödemiştir.Son yıllardaki toplumsal çalkıntıdan gene en ağır fatura Aleviler'e çıkmıştır.

Türbedeki kalabalıktan hangisiyle sohbete başlasam, bir yarasını hemen açıveriyordu.Bir araştırmacı 12Eylül'de;siyasi nedenlerle içeri alınanlarla ilgili;Alevi mi Sünni mi,türünden kayıtlar tutulduğunu söylemişti.Hatta bu dönemde siyasi sorgudan geçen yaklaşık 750bin kişiden 500 bininin Alevi kökenli insanlar olduğu yolundaki söylentiyi ister istemez anımsadım.Şahkulu önündeki kalabalığın önemli bir bölümü kimi Çorum olaylarından ,kimi Sivas kimi Maraş'tan kaçıp İstanbul'a gelmiş insanlardan oluşuyor.

Evlat acısı İstanbul'dan yola çıkmadan önce tanık olduğum bir olay beni çok düşündürdü ve etkiledi.Yola çıkmadan önce tüm kitle Karacaahmet Türbesi'nde ki Konukevi'nde biraraya geldi.Dede önce dili döndükçe Abdal Musa'yı anlattı.Arkasından dua etti ve son olarak uzun bir "gülbenk"çekti.Çekilen gülbenkte bir dizi dua ve temenni vardı.Dede ailelere sağlık diliyordu ,aile yuvalarına birlik,dirlik diliyordu.Mal ,mülk sahibi olmayı diliyordu. Bütün bu iyi dilekler sırasında cemaat de "Allah Allah"diyerek bu dileklere katılıyordu.(Alevi inancında amin denilmez ,Allah, Allah denilir.) Dede;"Şah-ı Merdan Ali evlat acısı vermesin" deyince,Konukevi'nde öyle canhıraş bir "Allah Allah ,Allah Allah," sesleri yükseldi ki,tüylerim diken diken oldu.Bazı analar hışkıra hışkıra ağlamaya başladı .Ordakiler, o kadar çok evlat acısı görmüştü ki, artık böylesi bir acıyı yaşamak istemiyorlardı.Bu durum beni çok sarstı. Yolculuk başlıyor Derken otobüslere binildi ve yola koyulduk.Programda Abdal Musa'dan önce ,Aleviler'ce kutsal sayılan bazı türbelerin ziyaret edilmesi de yer alıyordu.

Bunların başında Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda büyük emekleri geçen Şeyh Edebali'nin Bilecik'teki türbesi vardı. Şeyh Edebali ;Ahi-Bektaşi dervişlerindendir.Fakat Sünni Osmanlı anlayışı Edabali ve Dursun Fakih gibi Ahi-Bektaşi Türk dervişlerini ehli sünnet mensubu gibi lanse edilmiştir.TRT deki "Kuruluş" adlı dizide bu iş çok pervasızca ypılmıştır.Şeyh Edebali Sünni değildir. Alevi köylerine cami Bilecek'teki türbenin hemen yanına da bir cami yaptırılmış.Caminin yapılış tarihi 1500'lü yıllara dayanıyor.Alevi köylere cami yaptırma politikası Anadolu'da 500 yıl önce uygulanmaya konulmuştur.Anadolu'da nerede bir Bektaşi türbe ve külliyesi varsa ,hemen yanına bir cami oturtulmuştur.

Aleviler'in ibadet için camiye gitmedikleri bilindiği halde... Ankara Keskin'deki Hasan Dede Türbesi,Hacı Bektaş'ı Veli Türbesi,Sultan Şücaattin Veli Türbesi,Seyit Battal Gazi ve Abdal Musa Türbesi için de durum böyledir.Adı geçen tüm külliyelerin yanıbaşına birer cami inşa edilmiştir. Bilecik'te Şeyh Edebali ,Dursun Fakih ile kızı Balhun Hatunve diğer dervişlerin türbeleri ziyaret edildi,dualar okundu ,lokmalar dağıldı ve yola devam edildi. Tarih,Abdal Musa'nın Buhara'dan gelen Kırk Abdallar'dan biri olduğunu yazar.

Gönül dostu bir savaşçı 14'üncü yüzyılda, Osmanlı Devleti'nin ilk devirlerinde Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşuna adının karıştığı anlatılan Abdal Musa'nın, Bursa'nın fethinde büyük kahramanlıklar gö sterdiği, Geyikli Baba ile Bursa'da bulunduğu sırada kendisine makam verildiği,ancak Bursa'nın Sünni Osmanlı'nın merkezi olmasından sonra Antalya civarındaki Tekke Köyü'nde dergah kurduğu rivayet edilir. İkinci durak;Eskişehir-Seyit Gazi beldesindeki Seyit Battal Gazi Türbesi'ni ziyaret oldu. Türbede dede öncülüğünde kısa bir cem yapıldı.Gülbenkear okundu. Bağlama eşliğinde Hz.Ali,Ehlibeyt ve Kerbele şehitleri ile ilgili ağıtlar,deyişler ,okundu.

Dede ve bir ana tevhit Çekti. Burdan sonra yolumuz;Eskişehir Aslanbeyli Köyü'ndeki Sultan Şücaattin Veli Türbesi'ne Ulaştı. Şücaattin Veli geleneksele anma törenleri Mayıs ayında olurmuş. Oraya binlerce Alev-i Bektaşi gelir. Cemler kurulur, semahlar dönülür ve adaklı kurbanlar kesilirmiş. Şücaatin Veli Türbesi'nde bizi Nevzat Dede karşıladı. Kurbanlar kesildi ve kazanlar Kaynadı.Gelenler türbe ve çevresini gezip, ziyaretlerini edinceye kadar kurbanlar da pişti. Cem yapıldıktan sonra kurbanlar yenildi. Bahçede Nevzat Dede ve eşinin güzel ve yanık Sesleri ile Hz Ali ve Kerbela Şehitleri üstüne okudukları mersiyeler,ağıtlar tüm canları Etkiledi, duygulandırdı ve birçoğunu ağlattı.Gece saat 10:00 olmuştu. Antalya yönüne Yola koyulduk.

Nevzat Dede Sultan Şücaattin Türbesi'nin kazanını kaynatmaya devam Ediyordu. Otobüslerdeki tüm canlar birbirlerine sevgi ve saygı ile davranıyorlardı. Bu durumu otobüs şo Förümüz de saptamış olacak ki, "Aleviler birbirlerine karşı çok saygılı, sevgili davranıyorlar. Bu yanlarına hayranım. Geçen yıl Hacı Bektaş'a da grup götürdüm. Çok memnun kaldım. Gene olursa severek giderim. Bize Aleviler'i yanlış tanıtmışlar. Çok sabırlı,sakin ve saygılı İnsanlar. Yolculuktan sonra otobüs de çok temiz kalıyor."diyerek duygularını dile getirdi.

Evet, gerçekten insanlar birbirine karşı çok insani, saygılı ve sevecen bakıyorlardı. Bu da savundukları felsefeden olsa gerekti. Çünkü; Alev-i Bektaşi inancında en kutsal varlık insan Ve en yüce sevgi de insan sevgisidir. Aleviler bu olguyu en güzel şu dizelerde dile getirirler: Ellerin kabesi var Benim kabem insandır Kuran da kurtaran da İnsanoğlu insandır. Türbeyi ziyaret Sabah güneşi ile birlikte uzun yolları arkada bırakarak Tekke Köyü'ne ulaştık Otobüslerimiz Doğruca Abdal Musa Türbesi'nin bahçesine geldiler. Halk akın akın türbeyi ziyarete koyuldu. Anadolo'nun dört bir yanından işini gücünü bırakıp, dağları,taşları,uzun yolları aşıp gelen bu İnsanlar buralarda ne arıyorlar? Asırlardır süren bu sevgi ve saygı selinin kaynağı nedir? Bu Büyük insan kimdir? Abdal Musa Sultan Türbesi,Anadolu Alev-i Bektaşileri'nce kutsal sayılan, sevgi ve saygı duyulan Hac-ı Bektaşileri'nce kutsal sayılan, sevgi ve saygı duyulan Hacı Bektaş-ı Veli Türbe Si'nden sonra en büyük ziyaretgah olarak kabul edilen bir türbe.

Abdal Musa Sultan 14'üncü yüzyılda Elmalı'da yaşamıştır. Tarihi kaynaklar; Abdal Musa'nın Buhara'dan gelen Kırk Abdallar'dan biri olduğunu, babasının, Hacı Bektaş-ı Veli'nin Amcası olan Haydar Ata'nın oğlu Hasan Gazi'nin olduğunu yazar. Anası, Ana Sultan,kızkardeşi ise Hüsniye Bacı'dır. Gene yazılı kaynaklar, Abdal Musanın bir süre Hacı Bektaşta pir evinde Kadıncık Ana nın yanında kaldığını bildirir.14'üncü yüzyılda Batı Anadolu da şöhret kazanan Ablüler dal Musa'nın , Osmanlı nın ilk devirlerinde Yeniçeri Ocağının kuruluşuna da adı karıştığı rivayetler arasındadır.

Ayrıca, İkinci Osmanlı Padişahı Orhan Gazi zamanında Bursa'nın fethinde büyük kahramanlıkları görüldüğü çeşitli fetihlere katıldığı, Geyikli Baba ile birlikte Bursa'da bulunduğu sırada kendisine makam verildiği, Bursa'nın Sünni Osmanlı'nın merkezi olması ile orayı terkedip Denizli, Aydın taraflarına geldiği ve oradan da Antalya civarına geçip Elmalı Tekke Köyü'nde çeşit kerametler göstererek dergahını bu köyde açtığı bilinir, anlatılır. Kendisi şairdir, savaşçıdır, keramet sahibidir, felsefecidir, gönül dostudur. Bunlardan başka Hacı Bektaşı Veli'nin önde gelen halifelerindendir. Alev-i Bektaşi-lerce kutsal sayılan on iki posttan on birinci olan "Ayakçı Postu " Şah Abdal Musa postudur.Günümüze kadar gelmiş özdeyişleri vardır. Rumeli'de serçeşme (kumandan) olduğu, tahta kılıç ile taşı ikiye böldüğü de anlatılan rivayetler arasındadır. 600 yıllık külliye Karşımızda duran; köyün başında büyük bir bahçenin içinde yeşiller arasında Abdal Musa Türbesi'nin bulunduğu bu külliyenin 600 yıllık bir tarihi var.

Bu gün bir oda ve önündeki salondan oluşan türbe çok ihtişamlı bir geçmişe sahip Bu kısmı köyün yaşlılarından dinleyelim: Köy geçmişte daha da bağ ve bahçelikmiş, evler ahşap örtülüymüş. Köy halkı hiç vergi vermezmiş. Dergaha gelen, yer, içer, gidermiş. Tekkenin tamiri, bakımı dervişlerin ve konukların tüm ihtiyaçlarını köylüler temin edermiş. Köylüler bugün vergi ödüyorlar, ama diğer hizmetler gene en sevecen bir şekilde veriliyor. Bu dergah geçmişte çok büyükmüş Dergaha iç içe yedi kapıdan geçildikten sonra ulaşılırmış. Abdal Musa Sultan; dört bin adımlı bir bağ ortasında, üstü çam tahtaları ile kaplı, kagir bir kubbe altında yatarmış. Türbe üstündeki altın alem beş saatlik yoldan görülürmüş. Külliyenin çevresinde geniş bağ ve bahçeler misafirhaneler, meydanlar, kiler ve mutfaklar varmış. Tekke'de, dergahta 500 civarında mücerret derviş oturmuş.

Mutfakta 40 derviş hizmet vermiş.Erzak dolu 20 ambar varmış.Misafirhanenin üstünde konak ,altında ise 200 atın kalabileceği büyüklükte ahır varmış.Her gün yüzlerce misafir gelirmiş.Türbeye ilk gelene "Baba Çorbası"ikram edilirmiş.Bu tekke o kadar işlermiş ki ,yapıldığı günden beri mutfağında ateş sönmezmiş. Tekkenin çok zengin vakıfları varmış:Evliya Çelebi'nin yazdığına göre ,tekkenin mal varlığı ;onbinden çok koyun ,bin manda ,on kadar deve,yedi katar katır,bini aşkın sığır,yedi yüz kısrak ,yedi değirmen ,bağlar,bahçeler ve dağlarki korulardan oluşuyormuş. Bugün bu tekke,toplam 30 metre kareye sığdırılmış durumda .Ama O'nun sevgisi,saygısı milyonlarca insanın kalbine öyle yer etmiş ki,600 yıl geçmesine rağmen gene dolup taşıyor .Adeta bir insan seline sahne oluyor. İşte sabahın gündoğumu ile birlikte otobüslerimiz bizi bu türbenin önüne bıraktı.Grubumuzdaki bir arkadaşımız geçen yıl da geldiği için bizi geçen yıl misafir kaldığı eve götürecekti.

Türbenin dış bahçe eşiği oldukça yüksek .Alevi inancında eşiğe basmak günah .Eşik özel olarak yüksek tutulmuş ki ,bilmeyenler de basmasın diye .Basmaya kalkanların kafası kapı doğramasını "niyaz etmek"zorunda kalıyor. Alevilerde cem törenleri ALEVİ-Bektaşilerin cemaatle birlikte yaptığı ibatede cem denir.Cem töreni,önceden hebr verilen insanların katılımı ile olur.Ceme Alevi-Bektaşi din adamları olan dedeler veya babalar önderlik ederler.

Cem evinde bir araya gelen kadınlı erkekli topluluğa dede önderlik eder.Bağlama eşiliğinde ,zakir adı verilen ozan tarafından ,Hz.Muhammed,Ali Ehlibeyt ,12 İmamlar ve Kerbela katliamı üzerine deyişler, mersiyeler,dualar okunur.Bu okunan eserler genellikle Fuzuli'nin,Şah Hatayi'nin ,Pir Sultan Abdal,Yunus Emre ve diğer Alevi-Bektaşı ozanlarındır. Dede ,cemde halkın sorularını da dinler,küskünler,dargınlar barıştırılır.Aleviler şeriata inanmadıkları için,Osmanlı döneminde sorunlar bu cemlerde kurulan halk mahkemeleri denen yöntemle çözülürdü. Cem sürecinde herkes halka halinde yüz-yüze bakacak tarzda oturur.Halk namazı adı verilen tek veya iki rakatlı namaz secde edilir.Kadınlı erkekli bağlama eşiliğinde semah dönülür.12 hizmet adı verilen hizmetler yerine getirilir.Kurban kesilir,lokmalar dağılır.Cem ,dedenin izini ile biter.Bu cemler bazı yerlerde halen devam etmektedir.Yarı gizli olarak.Bu cemlere katılımlarına göre Birlik Cemleri veya Görgü Cemleri adı verilirBazı yöresel farklılıklara rağmen esas olarak felsefe ve düşünsel yapı aynıdır.Cemler Anadolu alevilerine özgü bir ibatet biçimidir.

Kaynağının Hz.Muhammed'in Miraç'ta Kırklar Cem'inden kaldığına inanılır.Aleviler;camiye gitmezler.Camide kılınan 5 vakit namazı ve cami olayını İslamiyete aykırı bulurlar. Buz gibi yemyeşil bir göl kenarında canlar semah dönüyor,dostluk döne döne semaya çıkıyor. Uçar Su'da canlı tutulan dostluk Tekke Köyü'nün her yanı Abdal Musa ile ilgili anlatılan rivayetlerle dolu .Uçar Su efsanesi de bunlardan biri.Abdal Musa'yı anma törenlerinden önce ,Uçar Su efsanesinin geçtiği rivayet edilen Yeşilgöl'e yolculuk yapılıyor.Canlar ,Yeşilgöle'ün kıyısında ,cem töreni sonrası semah dönüyorlar . Dergahın önü ana baba günü... Önce Abdal Musa'ya yüz sürülüp öpülüyor,sonra dizüstü sürünerek içeri giriliyor. Abdal Musa'nın sandukasının etrafında insanlar saygı ile sevgi ile dönüyorlar. Öperken ağlayanlar, kapanıp yüz sürenler... Dertlerine derman,yaralarına merhem arayanlar...

Dedenin uzunca okuduğu mersiye ve gülbenk çekmesi tüm içerideki canları çok etkiledi. İnsanlar sevgi ile saygı ile hayranlıklarını ifade ediyorlardı. Abdal Musa Sultan'ın sandukasını niyaz edenler daha sonra onun karşısında annesi Ana Sultan'la kız kardeşi Hüsniye Bacın'ın sandukalarını ziyaret ediyorlar. Arkasından babası Hasan Gazi ve dervişi Kaygusuz Abdal sandukalarına saygı ve sevgilerini iletip, onların da etrafında dizüsti yürüyorlar. Sonunda Abdal Musa'nın ayakucundaki deliğe kollarını sokup, dilek diledikten sonra, çıkan çöheri (kutsal toprağı) mendiline koyup düğümlüyorlar. Bu kutsal toprak yeniyor, ağrılara iyi geldiğine inanılıyor, uğur sayılıyor. Türbeyi ziyaretten sonra bizi arkadaşımız kalacağımız eve doğru götürmeye başladı. Karşılaştığımız her köylü kadın ve erkek bize "Hoş geldiniz, ziyaretiniz Kabul ola,kalacağınız yer var mı?" gibi ifadelerle o kadar dostça ve sevecen bir yaklaşımla yaklaşıyorlardı ki, doğrusu çok şaşırdık. Yer Sofrasında yemek Bu güleryüzlü, misafirperver ve sevecen insanlara hayranlıkla kalacağımız eve geldik.

Ev sahiplerimiz genç evli bir çiftti. O denli sıcak bir dostlukla kapılarını açtılar ki, bu insanlara sarılıp öpmemek için kendimi zor tuttum. Sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi davrandılar bizlere. Hemen yer sofrası kuruldu. Sofrada yok yok. Her şey taze ve doğal. Tereyağlar, yumurtalar, peynirlerin bir başka tadı vardı. Hele saç üstünde pişmiş köy ekmeği, nefisti. Abdal Musa törenleri için köylüler büyük bir istekle gelecek konukları bekliyorlardı. Köy halkı bir hafta öncesinden adeta bayrama hazırlanır gibi bu törenlere hazırlanırmış. Evler badana olur, yıkanır, temizlenir,eşyalar, yataklar ziyaretçileri için elden geçirmiş. Bir bayram coşkusu içinde... Bizim kaldığımız evde yedi kişiydik. Geçen yıl aynı evde 20 kişi kalmış. Bu yüzden ev sahibimiz bu yıl 'az misafirim var' diye, adeta komplekse kapıldı. Gittiğimiz evin birisinde 45 misafir vardı,bir diğerinde ise, tam 57 misafir kalıyordu. Ama hiç kimsede,en küçük bir memnuniyetsizlik ifadesine rastlamadık.

Ev sahipleri de konuklar da hayatlarından hoşnut. Bu köyde otel yok,pansiyon yok.Törenlere katılan 15 bin civarındaki konuğun 10 bini uzaktan gelmişti.Ve konuklar 250 hanelik bu köye misafir ediliyorlardı.Evsahiplerinde ne varsa gönülleri ile birlikte,kilerlerini,sofralarını da açıyorlar uzaklardan gelen konuklarına...Herhangi bir maddi karşılık beklemeden...Abdal Musa'ya saygının,ibadetin bir parçası olarak... Törenlerden önceki gün,öğladen sonra Abdal Musa Sultan ile ilgili Uçar Su rivayetinin geçtiği yeri ziyaret ettik.Bir saatlik otobüs yolculuğundan sonra,bir saati aşkın sürede yaya olarak dik Toroslar'a,hem de 40 derece sıcakta tırmanmadan sonra... Bir taraftan 40 derece sıcak,öte yandan buz gibi yemyeşil bir göl ve gölün yanında karlar,karlı kaynak sularını birlikte içtik... Tekke Köyü'nün her yanı Abdal Musa ile ilgili anlatılan rivayetlerle dolu.Tersten çalışan değirmen taşı efsanesi,Gelin Pınar efsanesi,Ateşte Pervaz efsanesi,Dur Dağı efsanesi,Yaralı Geyik efsanesi...işte bunlardan biri de Uçar Su efsanesidir. Uçar Su ile ilgili halkın anlattığı rivayet şöyle: Abdal Musa,yörenin Hristiyanlar'ın elinden alınması sırasında,tekkesine yeni gönüldaşlar,canlar,müridler kazanmak için sırtında heybesi ile köy köy dolaşırmış.

Bugünkü Kaş ilçesinin Gömbe beldesi çevresinde gezerken,Gömbe'nin batısındaki Uçar Su'yun arka yönünde bir köye gitmiş.Köy halkı çok yoksulmuş.Susuzluk yüzünden ekinleri kurumuş.Abdal Musa'ya ikram edecek evlerinde nafaka kalmamış.Bu yüzden çok utanmışlar.Sultan bu durumu görünce köylülere: "Ben size su verirsem.siz de elde edeceğiniz ürünlerden bana pay verir misiniz?" diye sormuş.Köylüler: "Ne demek,sen yeter ki su ver,ürünün lafı mı olur?" diye söz vermişler.Bunun üzerine Abdal Musa asasını yere vurarak yerden su fışkırtmış.Köylü buna çok sevinmiş.O yıl çok bol ürün elde etmişler. Abdal Musa,hasat sonu,köylünün söz verdiği ürünü almaya geldiğinde,köylüler soğuk davranmışlar.Abdal Musa verdikleri sözü hatırlatınca da "Hadi be derviş,bu suyu Allah verdi,sen de kim oluyorsun" demişler.Abdal Musa köylülere yaptıkları bu kalleşlikten dolayı beddua ederek; "Siz yazın su içmeye,kışın geçmeye yol bulamayın" demiş.İşte o gün bu gündür kupkuru dağ yamacında taşlar arasından fışkıran ve gürül gürül akan sular,yazın Elmalı Ovası'na,kışın ise Kaş Ovası'na akarmış.Böylece beddualı köylüler kışın suyun coşkulu akmasından geçmek için yol bulamazlarken,yazın içmeye su bulamazlarmış.

Çok ilginçtir,bu sular köylülerin anlattığına göre 6 Mayıs'a kadar Kaş Ovası'na akarmış,tam 6 Mayıs'ta Elmalı Ovası'na akmaya başlar ve 21 Kasım'da da kaynaklar aniden kurur,su yeniden Kaş Ovası'na akarmış.İşte onun için bu sulara "Uçar Su" adı verilmiş. Gölün yanında dede önderliğinde kitle ile açık havada cem yapıldı.Semahlar dönüldü.Kesilen kurbanlar pişirildi.Sofralar kuruldu ve lokmalar yenilip mutlu bir şekilde Tekke Köyü'ne dönüş için yola koyulduk... Gülbenk nedir? CEM ayinlerinin açılışı,kapanışı ve yürütülmesi sürecinde dedenin yaptığı dualara gülbenk denir.Yerine göre uzun ya da kısa olan gülbenge dede "Bism-i Şah Allah Allah" diye başlar.Katılan canlar da amin yerine "Allah,Allah" diye karşılık verir.Gülbenk;gül sesi,bülbül sesi anlamlarına da gelir. İşte bir örnek gülbenk (Cem açış içindir). "Bism-i Şah,Allah Allah....Akşamlarınız hayır ola,hayırlar vasıl ola,şerler def ola,münkirler mat ola,münafıklar bertaraf ola,cemi cümlemizi namerde muhtaç etmeye, neydim ne oldum dedirtmeye, gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket,evliyalardan himmet,Hz.Peygamber'den şefaat eyleye.Hak Erenler,Rum Erenler,Horosan Pirleri,Gaip Erenleri,Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,Balım Sultan,Abdal Musa Sultan,Kaygusuz Sultan,Veli Baba Sultan ve cümle sultanlar daim,kaim eyleyip keremlerimize berdevam eyleye...Dil bizden,nefes On İki İmam,Şah Abdal Musa'dan ola...akşamlar hayrola... Gerçekler demine hu diyelim hu..." BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL YETMİŞ İKİ MİLLET DAHİ ELİN YÜZÜN YUMAZ DEĞİL Yunus Emre Teke Beyi,Abdal Musa ve müritlerini ateşte yakmak ister,çok kerametler belirir. Semah dönerek ateşi söndürmek Söz rivayetlerden açılmışken alevi-Bekteşi geleneğinde önemli bir yeri olan,ozan ve derviş Kaygusuz Abdal'ın Abdal Musa ile olan ilişkisini de anlatmak istiyorum.

Tarihi rivayetlere dayalı olarak bu ikili ilişki şöyle anlatılıyor: Kaygusuz Abdal,bir gün avda bir geyik vurur.Yaralı geyik kaça kaça Abdal Musa'nın külliyesine gelir ve kapıdan içeri girer.Kaygusuz da (Gaybi) arkasından dergaha gelir,dervişlerinden geyiği sorar.Dervişler haberleri olmadığını söylerler. Gaybi,dergaha girmekte ısrar eder,nöbetçiler koymazlar.Abdal Musa'ya haber iletilir.Abdal Musa gelmesine izin verir.Kaygusuz içeri alınır.Abdal Musa, Gaybi'yi huzura çağırır.Geyikte saplı kalan oku tanıyıp,tanımadığını sorar,koltuğunun altına saplı duran oku gösterir.Gaybi oku tanır.Meğer geyik olarak görülen bu varlık Abdal Musa imiş.Bu kerametten Gaybi çok etkilenir. "Şeyhim sana mürit olmak istiyorum"der.Abdal Musa bu işin zorluklarını anlatır,babasından izin almasını ister.Gaybi dergaha girip,derviş olmak için ısrar edince kabul edilir.Tarikat usulünce tıraş edilir,taç ve hırka giydirilir,kemer bağlanır.Abdal Musa'ya mürit olur.Bunu duyan babası Alaiye Sancağı Beyi çok üzülür ve kızar.Hemen Teke Bey'ine giderek,Abdal Musa'nın oğlunu esir aldığını,onu kurtarmasını ister.

Teke Beyi,Kılağılı İsa adlı bir adamını Abdal Musa'ya gönderir.Şeyhin kerameti ile attan inerken ayağı özengiye takılınca at ürker ve paramparça olur.Bunun üstüne Teke Beyi çok sinirlenir.Abdal Musa'nın üstüne asker yollar.Abdal Musa'yı yakalayıp ateşte yakmak için büyük bir ateş hazırlatır.Ortalık ateşten yanıp kavrulmaktadır.Bu olup bitenler karşısında Abdal Musa dergahtaki 500 müridi ile birlikte dergah önünde toplanır,kendi başta olmak üzere,müritleriyle "semah" döne döne yanan ateşe doğru yürümeye başlarlar.Dağlar,taşlar,ağaçlar da onunla birlikte yürürler.Böylece ateşin yandığı yere gelirler.Ateşin içine girerler. "semah"döne döne atei söndürürler. Abdal Musa' nın bu kerameti karşısında Alaliye Beyi 500 adamı ile birlikte,Abdal Musa'nın elini öpüp af diler. Oğlunun dergahta kalmasına rıza gösterir.Gaybi, Tekke'de 40 yıl kalır,hizmet görür ve Kaygusuz Abdal lakabını alır.Abdal Musa ona icazetname verir. Kaygusuz daha sonra Mısır'a gider. İşte "Padişahlar tacı ile tahtını, Boşlar gider Abdal Musa'ya " Dizeleri buradan geliyor. Cumartesi sabah erkenden kalkıp tören alanı olan Uluçınar Meydanı'na gittiğimizde alan tıklım tıklım dolu idi.Meydan ana baba gününe dönmüştü.İğne atsan yere düşmez misali... Bir yandan da en temiz giysiler ile insanlar akın akın Abdal Musa Türbesi'ne akıyorlar.Sevgi,saygı ve muhabbetlerini sunup,kutsamak ve dileklerde bulunmak üzere... Her taraf tıklım tıklım.Türbe,bahçe,meyve ağaçlarının altları,600 yıllık mezarlık,su sarnıcı,kurban kesme yeri...

Yer bulup içeri girmek,ayakta da olsa töreni izleyebilmek bir imtiyaz sayılır.Çünkü binlerce insan kapısına bile yaklaşamıyor.Uluçınar Meydanı'nın. Ve tören başlıyor Sunucu düzgün ve gür sesi ile Anadolu'nun dört bir yanından gelen canlara,"Hoşgeldiniz,sefa geldiniz"diyor,birlik ve beraberliğin güzel renginden bahsediyor. Sözü Abdal Musa Külliyesi Dernek Başkanı alıyor.Özgün şivesi ve heyecanlı ifadesi ile tü canları selamlıyor.Abdal Musa'nın kısa hayatını anlatan bir konuşmacıdan sonra da köyün dedesi Ali dede özgün ve mahalli şivesi ile: Bismi Şah,Allah Allah"diye başlayan tüm Anadolu Alev-i Bektaşi erenlerinin isimlerinin geçtiği,Hz.Ali,Hz ,Muhammet,Hasan ve Hüseyin ile 12 İmamlar'ın,Ehlibeytin isimlerinin geçtiği dilekli,temennili,niyazlı uzun,duygulu bir gülbenk okuyor.Tüm kitle coşku ile izliyor,hop oturuyor,hop kalkıyor.Koca meydan kendinden geçenlerle,ağlayanlarla dolu. Uluçınar Meydanı,Ali sevgisi,Ehlibeyt sevgisi,Kerbela aşkı ile dolup taşıyor.Uluçınar Meydanı bir sevgi,saygı,duygu seli adeta... Uluçınar'dan Kerbela'ya bir köprü uzanıyor.

Ali Dede'nin konuşmasını Tekke köyü semah Ekibi izliyor.Ve açılış başlıyor.Çok doğal,otantik,sıcak bir açılış.İnanmadan konuşan, protokol gereği konuşan,reklam için sahneye çıkan,boy gösteren bir tek kişi yok.Her şey Abdal Musa'ya layık,ona özgü... Soğuk,zoraki,baştan savma resmi tören konuşmalarnın yokluğu bir eksiklik oluşturmuyor.Tersine ayrı bir renk,ayrı bir özellik katıyor,ayrı bir doğallık katıyor havaya. Cem'de semah dönmek Alevilerin dini törenlerinden cem ayinlerinin Cem ayinlerinin ayrlmaz bir parçası da semah dönülmesidir.Semah,Cem'in belli bir sırasında,bağlama eşliğinde kadınlı-erkekli canların belli müzikler eşliğinde yaptıkları dinsel içerikli oyunlardır. Ayin sırasında semah dönen canlar duygunun,sevginin,aşkın dorukta olduğu bir trans halindedirler. Semah dönenler adeta kendilerinden geçercesine büyük bir aşkla,şevkle huşu içinde uçarcasına dans ederler.

Aleviler,semahın kaynağından Hz. Muhammed'in Miraç'taki Kırklar Cem'inden kaldığına inanırlar.Mevlevi semahından oldukça farklıdır.Kültürel kaynakları Şamanizme,Zerdüşt dinine,Maniheizme kadar gider. Anadolu Alevilerine özgü bir olaydır. Semah dönülüyor,muhabbetler ilerliyor,yeni dostluklar başlıyor; aşk ve coşku aynı minval üzre devam ediyor Hz. Pir'in lokması canları Kaynaştırıyor Tekke köyü Alevi köyü olmasına rağmen, Abdal Musa'nın köyü olmasına rağmen, Camisi bütün ihtişamı ile ortada,ama Cem Evi,caminin arka sokağındaki gizli saklı bir yerde penceresiz ve gizli Bir kapıdan girilen bir mekan. Tekke Köyü Semah Ekibi'ni başka ozanlar,şairler,başka semah ekipleri izliyor.İstanbul'dan kalkıp gelen sayabildiğim dört semah ekibi var: Şahkulu Sultan Semah ekibi,Karaca Ahmet Sultan ekibi,Otman Baba Sultan Semah ekibi ve Figür Semah ekibi.Bunlardan başka,diğer semah ekiplerinin bir kısmı Bursa'dan,Eskişehir'den,Tokat'tan,Ankara'dan,Silifke'den,Emi rdağ'dan v.s.gelmiş Törenin ilk günü; konuşmacıların,şairlerin,semah ekiplerinin coşkun gösterileriyle karanlık basıncaya kadar devam etti. Akşam basınca Uluçınar Meydanı,akşam karanlığı ile birlikte oldukça yoğun katılımlı ve mikrofon ile takdimli 5-6 dedenin önderlik ettiği bir "Cem"e tanık oldu. Sevgili, saygılı, coşkulu, inançlı, kalabalık akşam saat 19.00'dan itibaren gece 02'ye kadar devam ettiler. "Cem"e. Yurdun dört bir yanından gelen Alevi-Bektaşiler doyumsayarak kendi kültürleri içinde,inançları doğrultusunda yaşadılar.Bu durumdan,bizimle birlikte gelen Sunni kökenli arkadaşların daduygulanmalarını, coşkularnı ve sevecen yaklaşımlarını ifade etmeliyim.

Gece, Uluçınar Meydanı'nda "Cem" sürerken ayı anda 50'ye yakın evde ve köy camisinin hemen yanındaki "Cem Evi"nde de Cem'ler sürüyordu.Aynı aşk,aynı coşku ve duygularla... Tekke köyü'nde cami de var.Alevi köyü olmasına rağmen camiside var.Alevi köyü sünni cami kampanyasının 500 yıl öncesi icratından kalan... Osmanlı'dan,Muhteşem Süleyman'dan miras... Merak edip sorduk,cami-halk ilişkisini.Caminin imanı da Aleviymiş.Ezanı ve diğer ibadet biçimlerini Alevi usulüne göre yapıyormuş.Ali ve Ehlibeytin adı bu camide yasak değilmiş.Ama,Cem Evi'ne de geliyormuş.Köyde yaşlıların bir kısmı Cuma günleri camiye gidermiş. Bir de bayram namazlarına gidilirmiş. Tekke Köyü,Alevi köyü olmasına rağmen,Abdal Musa'nın köyü olmasına rağmen,camisi bütün ihtisamı ile köyü süslerken,Cem evi, caminin arka sokağında gizli,sakıl bir yerde penceresiz ve gizli bir kapıdan girilen bir mekanda yer alıyor.Hazin ama gerçek. Aleviler'in haklı taleplerinin arkasında "Devletin Alevi Oyunu "nu arayanlara,Aleviler'in söyleyeceği çok şey var. Bu haklı ve demokratik talepleri destekleyecekleriyerde olaya "şüpheli" bir bakış açısıyla yaklaşanlar için durup düşünmek lazım. Uluorta mesnetsiz iddialarla Alevi halkı aydınları "Devlet Oyunu" içinde göstermek bence talihsizlikten başka bir şey değil. Yüzbinlerce insanı küçücük Hacıbektaş kasabasına çeken 15 insanı 250 tanelik Tekke Köyü'ne,hem de çok zor şartlarda biraraya getiren,İstanbul,Ankara gibi şehirlerde köy ve kasaba derneklerinin düzenlediği "Semah" gecelerinde on binleri toplayan "Devlet Oyunu" değil, haklı ve doğru taleplerdir. Bu bir sosyal olaydır,hiç kimsenin gözünü kapamayacağı.

Bu çoşkun kalabalıkların biraraya gelmesi "Devlet Oyunu" ile izah edilemez. İkinci gün Birinci gün bitmeyen program,aynı coşkun havada ikinci gün de devan etti. Ortada çeşitli yörelerden gelen semah ekipleri dönmeye devam ediyor,rengarenk giysilerle... Ozanlar da çlıp söylüyor. Ne zaman Ali, Kerbela Şehitleri,12 İmam'ın isimleri ile Hacı Bektaş-ı Veli ve Abdal Musa 'nın adları geçiyor,işte o zaman binlerce baş öne eğilip işaret parmakları öpülüp, saygı sevgi ve aşk ile niyaz ediliyor. Çeşitli yörelerden gelen Aleviler durmadan birbirleri ile tanışıyorlar. Muhabbetler ilerliyor yeni dostluklar başlıyor. Çıkından çıkan lokmalar, önde, arkada, yanda oturan canlarla büyük bir aşkla istekle paylaşılıyor. Hz.Pir'in lokması,canları kaynaştırıyor, muhabbeti artırıyor. Dinsel menkıbeler anlatılmaya başlanıyor. Köyün yeri göğü ozan ve saz dolu.Her ağaç gölgesinde,her köşede bir grup can,kadınlı,erkekli,sohbette. Kurbanlar kesiliyor, üçer,beşer koçlar gidiyor. adak yerine... Kurban etleri dağılıyor binlerce cana... Daha sonra bir anons yapılıyor: "Bu akşam da Cem var "diye... Arkasından semah ekibi,"Ali Şah,Ali Şah" diye yeri göğü inletiyor. Tekke köyü aynı zamanda büyük bir Pazar-panayır yerine dönüşüyor. Her şey satılıyor. Kar suyundan yapılmış kırmızı şerbetten,limonatalardan tutun,tost ve hediyelik eşyaya kadar.Alış-veriş oldukça canlı. 70 yaşında bir saka Bu arada 70 yaşlarında yaşlı bir adam dikkatimi çekiyor. Sırtında su testileri,elinde plastik testilerle suculuk yapıyor.

Sürekli testilerden bardağa su doldurup,sıcaktan yanan canlara,su dağıtıyor. Ben de su istedim, arkasından gayri ihtiyari parayı uzattım. Kafası ile "hayır"işareti yaparak parayı almadı."İmam Zeynel Abidin aşkına" dedi. Bu uzun boylu,kır saçlı, yaşı 70'e ulaşmış köylü, sabah dokuzdan akşam dokuza kadar ibadet edercesine ve vecd halinde insanlara karşılıksız su taşıyordu.Her bardak su verişinde, Kerbela Şehitleri,12 İmamlar ve diğer Alevi-Bektaşi kutsal kişilerinin adını anarak. Cem sırasında trans haline geçenleri,tevhid çekenleri,semah dönülünce trans haline geçenleri duymuştum.Ama Uluçınar Meydanı'nda 40 derece sıcak altında para ile bile su bulunmazken,bu yaşlı Bektaşi'nin,inancı uğruna, adeta abadet edercesine, su dağıtması,insanlık adına görülmeye değer bir görüntüydü. Aynı ihtiyari,akşam saat dokuzda,gene testileriyle birlikte yorgun,bitkin,fakat cansiperane bir şekilde su taşıdığını görünce şaşkın ve hayranlık dolu bakışlarla izlemekten kendimi alamadım. Otobüslere binip İstanbul'a dönüşe hazırlanırken evsahipleriyle misafirler arasında sıcak bir dostluk oluşmuştu. Ayrılırken öpüşenler,ağlaşanlar, çoğunluktaydı.Benim kafam ise, su dağıtan yaşlı ihtiyarın silüetiyle doluydu. Tekke Köyü arkada kaldı. 12 İmam Hz.Ali,Hz. Muhammed'in amca oğlu ve kızı Fatma'nın eşidir,yani damadıdır. Hz.Muhammed'in soyu kızı vasıtası ile devam eder.

Alev-i Bektaşi inancındaki 12 İMAMLAR Hz. Ali ile başlayan Mehdi ile son bulan imamlardır. Bunlar sırası ile şunlardır: 1-İMAM ALİ 2-İMAM Hasan 3-İMAM Hüseyin 4-İMAM Zeynel Abidin 5-İMAM Muhammet Bakır 6-İMAM Cafer-i Sadık 7-İMAM Musa-i Kazım 8-İMAM Ali'yyür Rıza 9-İMAM Muhammed Taki 10-İMAM Ali Naki 11-İMAM Hasan-ül Askeri 12-İMAM Muhammed Mehdi Dede Alevilerde dini-ruhani önderlere Dede adı verilir.Dedelerin Seyyid olduğuna inanılır.Yani soylarının Hz.Ali'ye ulaştığı varsayılır. Dedelik kurum olarak Anadolu'da Hacı Bektaş-i Veli ve Erdebil Tekkesi'ne bağlı olarak çalışmış. Bu organik bağ son yıllarda kalmamış.Bektaşilerde dedelik,Babalık, ve Çelebilik diye ikiye ayrılır. Dedelerin Alevilerde dini önderliğin yanısıra, toplumsal hayatta da önemli rolleri vardır. Cem ayinleri dışında hemen hemen kendi toplumunun yani taliplerinin (üyelerinin)her şeyinden sorumludurlar. Dedelerin Alevi toplumunda yarı kutsal bir yapıları vardır. Dede, Pir, Mürşit, Baba hemen hemen aynı anlam yüklü kavramlardır. Abdal Musa Sultan'a "Dede Sultan" da denilir.



_________________
Umut Yıldırım
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye