Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı  Forumu  Forum Ana Sayfa Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu

( YOLUMUZ İLİM , İRFAN VE İNSANLIK SEVGİSİ ÜZERİNE KURULMUŞTUR ! )
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

ALEVİLİK TE OCAK KURUMU VE DEDELİK

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
ceyms



Kayıt: 23 Mar 2010
Mesajlar: 1

MesajTarih: Sal Mar 23, 2010 12:42 am    Mesaj konusu: ALEVİLİK TE OCAK KURUMU VE DEDELİK Alıntıyla Cevap Gönder

ALEVİLİK’TE OCAK KURUMU VE DEDELİK


Anadolu Aleviliğinin temel kurumu inanç-dede ocaklarıdır. Ocak, Alevilikte, ocaklı dedelik-ocaklı taliplik şeklindeki statüleri ve cem ibadeti olmak üzere ana inanç ritüellerini organize eden dinamiktir. Tarihsel Alevilik, yüzyıllar ötesinden günümüze inanç-dede ocakları bağlamında ulaşmıştır. Alevi inanç-dede ocakları Horasan erenleri olarak adlandırılan tarihi-karizmatik kişilikler tarafından kurulmuştur. Ocak kurucusu Türkmen dedeleri, Anadolu Aleviliğinin Hünkarı, Serçeşmesi Hacı Bektaş Veli’nin XIII. yüzyılda Sulucakaraöyük (bugünkü HacıBektaş ilçesi)de açtığı dergahında yetişerek Anadolu’nun farklı bölgelerine dağılmışlardır. Erenler, kurdukları köy ve ocaklarla bir taraftan Anadolu’nun Türkleşmesine, iskanına diğer taraftan da Alevilik inancının Türkmen topluluklarına taşınmasına katkı sağlamışlardır. XIII. yüzyıl Anadolu’sunun tüm siyasi, askeri, sosyal, kültürel problemlerine karşın Türkmen dervişleri Anadolu’da insanı ve sevgiyi temel alan Alevi inancını temellendirmeyi başarmıştır. Türkmen erenlerinin bu başarısı tarihimiz açısından yadsınamaz bir başarıdır. Bu başarı Alevi inancının, Hacı Bektaş Veli felsefesinin temel ilkelerinin akıl ve bilinçle olan bağlılığını göstermektedir.


Alevi inanç-dede ocaklarının Anadolu tarihindeki önemini ifade etmek için birçok örnek verilebilir. Bu örneklerin en önemlilerinden biri Güvenç Abdal Ocağı’dır. Güvenç Abdal, Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerinden olup XIII. yüzyılda öğretinin temsilciliğini yapmak üzere Gümüşhane, Kürtün, Harşit vadisine gönderilmiştir. Harşit’e giden Güvenç Abdal, Taşlıca (eski adıyla Şıhlı) köyünü kurmuş ve bölgede yoğun bir nüfusa sahip Çepni Türkmenlerine sosyal-dini önderlik yaparak Karadeniz bölgesinin iskanına birincil derecede etkide bulunmuştur. Harşit’ten başlayarak Tirebolu’ya kadar olan yerleşkeyi kendilerine yurt yapan Çepniler, Orta Karadeniz yönünde Sinop’a kadar olan sahayı ele geçirerek kısa zamanda Karadeniz bölgesinin önemli bir bölümüne hakim olmuşlardır. Güvenç Abdal’ın, Harşit’e giderek Çepni boyuna düşünsel, inançsal ve sosyal açıdan liderlik yapabilmesinin gerisinde Güvenç Abdal’ın kurduğu inanç-dede ocağı bulunmaktadır. Taşlıca köyü merkezli Güvenç Abdal Ocağı, Karadeniz Çepnilerini Alevi inanç evrenine dahil etme misyonunun yanında Trabzon Rum-Pontus siyasi gücüne karşılık Karadeniz’de Türkmen yerleşimini de yönetmiştir.


Bu noktada Miladi 1461 yılında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet ile alınan Trabzon’un çevresinin, Osmanlı askeri girişiminden 200 yıl önce Güvenç Abdal ve Çepni Türkmenleri tarafından Türkleştirildiği tarihsel gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bilimsel araştırmalarda bu tarihsel gerçeğin temel alınarak Karadeniz bölgesinde Türk kültür ve tarihinin oluşum sürecini değerlendirmek gerekmektedir. Maalesef Aleviliğin yüzyıllardan beri yaşadığı mağduriyet burada da karşımıza çıkmaktadır. Yöreyi konu edinen hemen hemen hiçbir çalışmada Güvenç Abdal Ocağı ve bölge Aleviliği anlatılmamaktadır. Bu durum Karadeniz tarihi açısından çok önemli bir zafiyet olduğu gibi bilimsel olarak da tam bir çifte standarttır. Resmi yaklaşımı ve belli çevreleri bu doğruları ifade etmekten alıkoyan şeyler nedir, anlamak mümkün değil?


Güvenç Abdal gibi Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerinden olan Seyyid Cemal Sultan, Koluaçık Hacım Sultan, Sarı Saltuk, Sultan Samut, Karadonlu Can Baba’nın adıyla kurulan onlarca Alevi inanç-dede ocağı, Anadolu’nun farklı bölgelerinde benzer işlevi yerine getirmiştir. Güvenç Abdal’ın şahsında ideal örneğini gördüğümüz gazi-eren modelinin bir benzerini Karadonlu Can Baba’nın Sivas, Erzincan bölgesinde Moğollara karşı gerçekleştirdiği mücadelelerde de görmek mümkündür.


Alevi inanç-dede ocaklarının oluşturduğu kurumsal ve inançsal yapılanış çok önemli bir örgütlenme modelini bünyesinde taşımaktadır. Ocakların etkinlik sahasına bakıldığında Aleviliğin geliştirdiği bu toplumsal, inançsal yapı daha iyi anlaşılmaktadır.


Sarı İsmail, Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerinden olup Denizli bölgesinde düşüncenin temsilciliğini yapmıştır. Türbesi Denizli, Tavas, Tekkeköy’dedir. Sarı İsmail tarafından kurulan Alevi inanç-dede ocağının bir kolu, Kütahya, Tavşanlı, Dedeler köyünde ve Bursa-Keles, Kütahya-Domaniç yörelerinde örgütlenmiş iken bir diğer kolu Kayseri, Sarıoğlan, Karpınar köyü merkezli olarak Sarıoğlan çevresindeki Alevi Avşar köylerini kapsamaktadır. Karpınar köyündeki Sarı İsmail Ocağı dedelerinin Gaziantep bölgesinde yerleşik Yalavaç ve Avşar topluluklarına mensup talipleri de bulunmaktadır. Karpınar’daki ocaklı dedelerin akrabaları olan bir dede ailesi de Gaziantep’te yaşamaktadır. Sarı İsmail Ocağı’nın Ordu-Mesudiye, Sivas-Suşehri, Sivas-Koyulhisar, Giresun-Şebinkarahisar yörelerinde de ocaklı dede ve talip toplulukları vardır. Sarı İsmail Ocağı’nın kapsadığı etkinlik sahası bir Alevi inanç-dede ocağının birbirinden farklı bölgelerdeki Alevi toplulukları ocak aidiyeti bağlamında nasıl bir araya getirdiğini göstermektedir.


Sarı İsmail Ocağı benzeri geniş etkinliğe sahip ocaklara Garip Musa, Şah İbrahim Veli, Güvenç Abdal, Hasan Dede, Koçu Baba, Pir Sultan, Ali Baba, Keçeci Baba, Yanyatır, Hacı Emirli ocaklarını örnek vermek mümkündür.


Anadolu Aleviliğinin tüm bu muhteşemliğine, başarısına rağmen yüzyıllardan beri bir saldırıya ve tasfiyeye maruz kaldığı hepimizin malumu. Alevilik benzeri bir toplum-inanç yapılanışı Türk ve uygarlık tarihinde bulunmamasına karşılık bu cahilce düşmanlık çok acı. Aslında bu yaşanan sosyolojik olarak Türk toplumunun yabancılaşma sürecini ortaya koyuyor. Ülkeye olan büyük katkısı, edebiyat ve müziğe getirdiği zenginlik, Türkmen geleneklerini sürdürerek yaşattığı milli unsurlar, Atatürk ile cumhuriyete olan büyük sevgi ve bağlılığına rağmen görülmeyen, yok sayılan bir inanç, bir kültür ve bir topluluk…


Alevilik’e yapılan bunca olumsuz girişimlerin sonu hiçbir zaman gelmedi. Aleviliğin tarihi adeta bu saldırılara karşı mücadelelerin bir toplamı olarak oluştu. Bugün yine Atatürkçülük, bağımsızlık, ulusallık, laiklik karşıtı kimi güçler, Aleviler üzerine her zamankinden daha sinsi daha şer olan projelerini uygulamaya çalışıyor. Alevilerin aydın ve tavizsiz duruşundan rahatsız olan bu karanlık ittifak, uluslar arası alandaki işbirlikçileriyle el ele verip Alevilere saldırıyor. Peki, niçin rahatsızlar Alevilerden? Cevap çok açık. Türkiye bir tasfiye hareketi ile karşı karşıya. Atatürk Türkiyesi bitirilmek isteniyor. Tabi bu noktada da karşılarına Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve laik bir topluluk olarak Aleviler çıkıyor. Aslında bu şer cephesinin büyük bir korku içinde olduğu anlaşılıyor. Korkuları, Büyük Ortadoğu Projesi (B.O.P.)bağlamında Türkiye’yi bir şeriat-molla ülkesine dönüştürmeyi başaramamak. Herkes bilsin ki; Alevilerin Atatürk’e, Türkiye’ye ve demokrasiye sevdaları ezelidir. Gerici zihniyet amacına ulaşmak için birçok oyun oynuyor. Kalkıp cemevlerini yasallaştırılacağından, Alevi dedelerine maaş bağlanacağından dem vuruyor. Bunların samimi olmadığı bir hakikat ama bilgisizlikleri meseleyi kavrayamamış olmaları daha da aşikar. Bir kere bunlar Alevilikteki ocak kurumundan habersiz. Ey cahil! Alevilikte camide olduğu gibi önüne gelen hoca aklına düşen cemaat olmaz. Dedelik ve taliplik doğuştan alınan inanç statüleridir. Bu statüler inanç-dede ocakları çevresinde uygulanır. Her ocak, On İki İmamlar’dan gelen bir eren tarafından kurulmuştur. İnancımıza göre dedeler seyyid soyundandır. Belli aileler dede soyundan olup dedelik, babadan oğula geçmektedir. Bu ocaklı dedelerin dışında kimse Alevilerin inanç önderi olamaz. Taliplik de babadan oğula geçmektedir. Her talip ailesinin bağlı olduğu bir inanç-dede ocağı vardır. Taliplere dedeliği sadece bağlı olduğu ocağın dedeleri yapabilir. Dedelik-taliplik temelli organize olan ocaklar bu yapılanış ile ikrar, musahiplik, görgü, dar, düşkünlük, cem ve diğer inanç ritüellerini gerçekleştirir. Her Alevi inanç-dede ocağı müstakil bir güç olmayıp el ele el Hakka şeklinde ifade edilen bir bütünsel organizasyonla başka bir ocağa bağlıdır. Bu sistemle Alevilik içerisinde öznel yorumların oluşmasının ve çözülmelerin yaşanması engellenmiştir. Aleviliğin tarihine bakıldığında farklı coğrafyalarda organize olmuş ocakların birbiriyle inançsal bağlantıları olduğu görülür. Tokat, Almus’un adıyla anılan köyünde türbesi bulunan Hubyar Sultan Ocağı başta Tokat olmak üzere Sivas, Amasya, Samsun, Yozgat gibi illere bağlı köylerde yerleşik talip topluluklarına sahiptir. Hubyar Sultan Ocağı’nın etkinlik sahası Manisa, Akhisar, Yatağan köyüne kadar ulaşmaktadır. Bu ölçekte bir etkinlik sahasına yayılmış olan Hubyar Sultan Ocağı bir üst ocak olarak Tunceli, Pertek, Dorutay köyünde türbesi bulunan Üryan Hızır Ocağı’na bağlıdır. Üryan Hızır Ocağı’nın yoğunluklu olarak Tunceli, Adıyaman ve Erzurum illerinde yerleşik ocaklı dede ve talipleri vardır. Hubyar Sultan ve Üryan Hızır ocakları bağlamında örneklendirdiğimiz Alevi inanç-dede ocaklarının birbiriyle ilgisi ve etkinlik sahaları tüm Anadolu’ya hatta Balkanlar’a kadar ulaşmaktadır.


Aydınlanma karşıtlarının, Alevilere dönük ne tam olarak dillendirdikleri ne de reddettikleri açılım oyununun bir diğer kartı ise dedelere kadro verilmesi ve maaş bağlanmasıdır. Siyasal İslamcıların, Alevileri tanımadıklarının önemli bir delili de bu safsatadır. Tarihleri boyunca din ve ibadeti para ile satan ulemaya, hocaya karşılık Türkmen’in dedesi, canı pahasına talibinin inanç hizmetlerini yerine getirmiştir. Bu yol bize ecdadımızın, Ehl-i Beyt’in emaneti diyerek günümüze kadar tarihsel misyonlarını sürdürmüştür. Birilerini rahatsız eden Alevi pirlerinin işte bu inancıdır. İfadesi bile çirkin ama para ile satın almaya çalıştıkları Alevi dedeleri, Pir Sultan’ca; dönen dönsün ben dönmezem yolumdan diyerek yola, Ehl-i beyt’e, On İki İmamlara, Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye yaraşır olanı tarih boyunca sergilemiş olup bundan sonra da aynı şekilde yaşatacaktır.


Bizler Anadolu Alevileri olarak tarih boyunca bu kutsal Anadolu topraklarına sevgimizi, emeğimizi ve kanımızı verdik. Hiçbir zaman bölen, ayıran, dışlayan, öldüren olmadık. Bu insancıllık Alevilere, İmam Ali’den İmam Hüseyin’den, Hacı Bektaş Veli’den ve erenlerden kaldı. Alevilerin Türkiye’ye ve dünya halklarına seslenişini Pir Sultan’ın şu dörtlüğü ile özetlemek mümkündür.


“Ben bu gün elime almadım sazım


Arşa direk oldu avazım


Dört şey vardır karındaşa çok lazım


Bir ilim, bir kelam, bir nefes, bir saz”


Anadolu Alevileri gelecekte de bilimin yolunda yürüyecek, inandıkları doğruyu söyleyecek, inançlarını sazlarıyla kainata haykıracaklardır.


Mehmet ELİBOL
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye