Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı  Forumu  Forum Ana Sayfa Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu

( YOLUMUZ İLİM , İRFAN VE İNSANLIK SEVGİSİ ÜZERİNE KURULMUŞTUR ! )
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Kerbela'dan Günümüze Yaşanan Acılar - İsmail Saçlı

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Yazarlar - Makaleler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
can



Kayıt: 13 Ksm 2007
Mesajlar: 147
Konum: ankara

MesajTarih: Cum Oca 14, 2011 4:57 pm    Mesaj konusu: Kerbela'dan Günümüze Yaşanan Acılar - İsmail Saçlı Alıntıyla Cevap Gönder

Kerbela'dan Günümüze Yaşanan Acılar - İsmail Saçlı

İnsanlık tarihi aynı zamanda zalimlerle mazlumların mücadele tarihidir.
Zalimler kendi ekonomik ve siyasi çıkarları uğruna, tahtlarını koruma pahasına bir yandan halka zulmetmekte bir yandan da sanki onların koruyucusu, onların hamisi yandaşı gibi görünmektedirler.
Sömürü çarkının dişlileri arasında ezilen mazlumlar ise zalimlerin bu yalanlarına inanmakta onların gizli gizli dön derdiği çarkın farkına varamamaktadırlar.
Yaşanan olayları iyi anlayabilmek için tarihi iyi araştırmak gerçekleri öğrenmek gerekmektedir.

Düzen sahiplerinin boyalayarak bize anlattığı İslam tarihi de Osmanlı tarihi de tamamen gerçekleri ters yüz ederek egemenleri koruyan tarihtir ve gerçekleri örtmek üzere kurgulanmıştır.
Tarih yazıcıları "Vakanüvisler" yazdıkları övgüler karşılığı "ulufe" denilen maaşlarla ödüllendirilmektedirler. Mazlumlara yapılan zulmü onların övgü dolu sözlerinin satır aralarından öğrenmekteyiz. "Devletlü efendim filan yerde şu kadar Kızıl başı şöyle böyle yaptı" sözlerinden öğrenmekteyiz.
Yunus Emre bakın o zamanki sömürü düzenini nasıl tarif etmektedir. "Geçti beyler mürüvveti / Binmişler birer atı / Yediği yoksul eti / İçtikleri kan olmuştur." Bir başka mısralarda da "Ekende yok Biçende yok Yiyende ortak Osmanlı" diyerek o zamanki sömürüyü de ortaya koymuşlardır.

Bir yerde sömürü varsa orada haksızlık var demektir. Bir yerde haksızlık varsa o haksızlara direnenler de olacaktır.
Hz Muhammet Arap Kabilelerinin sömürü çarkını kırmak ve insanlara eşit bir düzen kurmak adaletli ve güzel ahlaklı insanları çoğaltmak için en yakınında bulunan damadı ve dava arkadaşı şahı merdan Hz. Ali ile bu bozuk düzenle savaşa başladı.

Mekke de iki sülale vardı biri Ebu Süfyan ki o sülale Mekke’nin en zenginiydi. Diğeri ise Hz Muhammed’in sülalesi Ümeyye oğulları Ebu Süfyan hanedanları Yıllarca Hz. Muhammet ve Hz Ali ile savaştılar.
Uhud Savaşında ve Hendek Savaşında Mekkeli kafirlerin komutanı olarak Muhammed'in komutasındaki Müslümanlara karşı savaşan Muaviye; Ebu Süfyan bin Harp’in oğludur.

Müslümanların Mekke şehrinde çoğalmasıyla asıl amacı İslam devletini ele geçirmek olan bu sülale İslam kabul etmiş görünerek aslında devleti ele geçirmeye başladı. Hz. Muhammed’in hakka yürümesinde Hz Ali onun defniyle, kabiriyle ilgilenirken her türlü hileyle İslam’a dört halife dönemini yaşattılar. Hz Alinin halifeliğinde de hilelerine devam ettiler.
Hz. Ali ve Muaviye taraftarları arasında meydana gelen Sıffın savaşında daha fazla Müslüman kanının akıtılmaması amacıyla düşünülen, 657 tarihinde Kuranı mızraklar ucuna takıp "Hakem Olayı" yaşatan da yine bu sülaledir

Muaviye dördüncü halife olan Hz. Ali ile savaştı, Mısır'ı ele geçirdi ve Hz. Ali 661 yılında suikasta uğrayarak öldürülmesini sağladıktan sonra halifeliğini ilan etti. 661'den 680'e kadar Emevi hanedanlığını kurarak İslam Devleti'ni yönetti.

Hz Alinin Katlinde ve Hz. Hasanın zehirlenmesinde yine Kerbela da Hz Hüseyninin katledilmesinde de bu sülalenin Muaviyenin ve Yezidin parmağı bulunmaktadır.

Ehlibeyte, kısaca Hz Muhammed’in aile fertleri diyeceğimiz Hz Alinin çocuklarına ve Hz Muhammed’in soyuna düşman bu sülale sonunda Kerbela da 72 kişiyi de Dicle ırmağının kıyısında susuz bırakarak şehit etmiştir. "Su" "su" diye inleyen Ehlibeytin küçücük bebesine bile bir bardak su yerine ok atılarak 17 masumu paklardan bir çoğu Kerbela da 10 Ekim 680 de şehit etmişlerdir.

Hz Zeynel Abidin o savaşta hasta olduğu için çadırların arasında canını kurtararak Irana Horasan yöresine kaçarak ehlibeyt soyunu devam ettirmiştir. Hz Hüseyin burada inançları uğruna zalimlere boyun eğmemiş, onlara biat etmemiş, hak bildiği yolda hakka yürümüştür.
O tarihten sonra Arap hanedanlıklar ne yazı ki Hz Aliye ve ehlibeyte yıllarca ibadet yerlerinde küfürler ettirmişlerdir. Muaviyenin etrafındaki çıkara dayalı din uleması yapılan bu düzene ortak olarak o sülalenin düzenine kendi çıkarı için boyun eğmişler ve İslam ümmetine de Sünni görüşlerini "vahiy katibi ve Peygamberin sahabesinden olduğu " gerekçesiyle hakkında kötü ifadede bulunmaktan kaçınmışlardır. Bu gerçeği çıkar için örtme çabasıdır. Bu ehlibeyte zulümdür.
Kerbela İmam Hüseynin 72 yakını ile İslam Peygamberinin torununun İslam halifeliği adına katledildiği gündür.

Kerbela Irakta bir şehrin adı ama tarihte katliamların, zulmün, haksızlığın adı olarak yüreklerimize yazılırken, İmam Hüseyin'in inancı için, başını verdiği şanlı direnişi mücadelenin adı oldu. Onu ehlibeyt aşkıyla selamlıyorum.

Çıkar düzeni uğruna doğruları kendi düzenine uyduran zihniyet gerçek inananları ehlibeyt sevdalılarını yıllarca katlettiler. Alevi tarihi hep kanla yazıldı, zulümle, katliamla, günümüze geldi.

İmam Hüseyin başını verdi.Seyit Nesimi’nin derisi yüzüldü, Pir Sultan Abdal düşünceleri uğruna Sivas'ta asıldı. Günümüze kadar önderlerimizle birlikte kitlesel katliamları anlatmakla Kerbela dan sonra Yavuz'un Şah İsmail’e yaptığı savaş bahanesi ile Anadolu’da 40 000 Alevinin katledildiği ve Asimilasyonun o dönem olduğu tarihçilerimiz yazmaktadır. Emevi zihniyetli yani Muaviye, Yezit'in katliamcı yok edici davranışı, onun yolunu süren bazı Osmanlı Padişahlarınca da uygulanmıştır.

Osmanlıdaki ilk kuruluş felsefesi olan Ahi Evren ve Hacı Bektaşi Veli inancı devlet güçlenip Fetihler yapmak için diğer Türk beyliklerine saldırmak istendiğinde terk edilmeye başlandı. Kendi kardeşlerini düşman gösteren katlinin vacip olduğunu çekinmeden söyleyen fetvalar veren sözde din alimlerinden yapacakları katliamlara "olur" onayı alındı.

Bu olur onayını veren "din üleması"nın büyük miktardaki gelirleri onların gerçeği çarpıtmalarında önemli rol oynamıştır. Mısır seferi sonucu Yavuzun getirdiği Arap din adamlarının Arap egemen Emevi zihniyetini yayması ve ilim dilinin Arapça olmasını da zorlanmıştır (dayatılmıştır).
Egemen sistemin bu dayatması sonucu Orta Asya’dan gelen Türk boylarının hayvancılıkla geçimini sağlayan göçer durumdaki bir çok Anadolu köylüsünü karşısına almıştır. Anadolu’nun tamamı Ehlibeyt taraftarıyken ve Kerbela kıyımına karşıyken Muaviyeye karşıyken, Hüseyninin yasını tutarken (Yezit adı lanetle okunurmuş o zamanlar.) Halk bu dinsel sindirmeden dolayı susturulmuş baskı altına alınmışlardır.
Çünkü fetva veren Ebu Suut Efendi gibi kişiler, Ehlibeyt taraflısı olan kendini imam ilan eden Şah İsmail ve taraftarlarını anne ve bacısıyla ensest ilişkiye geçen kötü kişiler olduğu yalanını ile ona inanan ve arkasından gidenlerin "katli vacip" yani "öldürmenin din emri olduğu" yalanı uydurulmuştur. "Kim ki onları öldürürse cennete gider" kabilinden açıklamalar yaparak toplumun gözünde inancımızı ve Ehlibeyt taraftarlarını karalamışlardır. Aynı zamanda bir Türk beyi olan ve "Hatayı" mahlasıyla deyişler, mersiyeler yazan Alevi cemlerinde nefesleri okunan Şah İsmail’e savaş açmışlardır.

Genişlemek isteyen Osman oğulları beyliği İmparatorluluğu pahasına bu yalan üzerine, kan ve göz yaşı üzerine egemenlik kurmuşlardır. Anadolu tarihi isyanlarla dolu geçmiş ve baskılara boyun eğmemiştir. Halk Köroğlu, Dadaloğlu olmuştur.

Sarayın bahçesine kurdukları Cellat Çeşmelerine dökülen kanlar, yerlere atılan, mızraklarla surlarda, saray kapılarında sergilenen kelleler haksızlığa karşı dik duran gizli gizli de olsa inancını ve mücadelesini sürdüren Alevileri yıldıramamışlardır.

Çünkü Aleviler inancını zahiri (görünen) değil, batini (içsel yani tasavvufi) manada yorumlamışlardır. Yani görünene değil, öze önem vermiş, görünenin anlatmak istediği manaya önem vermişler, konuyu tasavvufi açıdan yorumlamış tanrının kendi bedenlerinde var olduğuna inanmış, insana yönünü dönmüş, cemal cemale ibadet ve muhabbette bulunmuş, ölümü "hakka yürüme olarak" görmüşleridir. Aleviler inançlarında tanrıdan "korkma" yerine tanrıyı "sev"miş, onu kendilerine "kendi şah damarlarından daha yakın" görmüşlerdir.

İslam için fetihlere çıkan, kaleden kaleye cenk eden Yeniçeri ocağı gelişen Avrupa’nın gerisinde kalan Osmanlının "suçlu" olarak gördüğü ocak haline gelmiştir. Hal bu ki Matbaa Avrupa'dan 200 yıl sonra Osmanlı da açılabilmiş. O zamanlar hattatlık yapan kesim Arapça Kuran'ın gavur harfleriyle yazılmasına karşı çıkmışlar hatta uzun yıllar saray etrafındaki gerici düşünce bir çok bilimsel gelişmeye de karşı çıkmış Tophanedeki gök gözlem evinden Gökyüzündeki meleklerin bacak aralarına bakıyorlar bu nedenle hastalıklar zuhur ediyor dedikodusuyla gözlem evini yıktırmışlardır. Birçok gelişme yobazlıkla engellenmiş Avrupa’nın makine ve buhar gücünü keşfetmesi ve dinde reform yapması sonucu Osmanlıdan ileri geçmiş ve Osmanlı yıkıma sürüklenmiştir. Tam bu sırada suçlu sayılan Bektaşi Dergahlarını kapatılır. Sürgünler yaşanır 1826 yıllarında. Yeniçeri Ocaklarının lav edildiğini, Bektaşi tekkelerini ve babalarının diri diri yakılışını, sürgünlere gönderildiğini de görüyoruz. Dergahlara nakşılar hakim olmaya Alevilik yasaklanmaya başlar tekrar. Mondros Mütarekesi sonrası başlayan işgallere kendini İslam’ın halifesi görenler "olur" giderek işgale boyun eğerler.

Mustafa Kemal ülke savunmasına giderken Hacıbektaş'a uğrar Kurtuluş savaşına Alevilerden destek almakla başlar. O dönemdeki postnişin " Paramızla canımızla yanınızdayız paşam" diyerek Atatürk ve silah arkadaşlarına net ve aktif destek verirler.

İlk mecliste Dersim mebusu Diyap ağa tam destek verir ve bir dönem Meclis başkan vekilliğini yürüttü. Halifeliğin kaldırılması laikliğin ilan edilmesi sevinçle karşılanır. Dergahlarının kapatılmasına bile razı olur Aleviler. Çünkü yıllarca halife baskısı altında yaşamışlardır.

Yıllar içinde Diyanet işleri Reisliğin dinleri eşit anlatmak, eşit davranmak yerine Sünni düşüncenin temsilcisi haline geldiğine küçücük bir Diyanet işleri başkanlığına 4-5 bakanlık bütçesi kadar ödenek ayrıldığına şahit olur Aleviler. Daha neye şahit olmaz ki okullarda Sünniliğin din dersi yerine kendi çocuklara öğretildiğine, kendi vergilerinin Cumhuriyet öncesi koca Osmanlı devletinde 12 bin olan cami yerine Cumhuriyetle 100 bine yakın camiye ve imama gittiğini, vergilerinin onlara maaş olarak ödendiğini devlet dairelerinde görev alırken Alevilerin fişlenerek işe alımlarda sorun yaşadığını ve yıllar içerisinde imam hatiplilerin ülkeyi bir ağ gibi sardığını, bu işleri yaparken de bir çok dindar geçinenin Avrupalılarla Amerikalılarla yabancının ülkeyi bölme planına dahil olduklarını görür.

Cumhuriyet için tehlike olarak görüldükleri halde yıllar içerisinde çoğunluğu ele geçirerek Laik düşüncenin bir tehlike gibi halka anlatıldığına ve laikliğin güvencesi olan Türk ordusunun uzaklardan yöneltilen oyunlarla devre dışı bırakılmak istendiğini fark ederler. Alevilerin buralara sürüklenmesinin zemini 40 lı 50 li yıllardan itibaren planlandı. Cumhuriyet rejimini kurup sağlam temellere oturtmak isteyen köy öğretmenlerinin yetiştiği Köy Enstitüleri kapatılarak, başladı geri dönüş süreci. Önce NATO denilen askeri örgüte girmemizle yabancı devletlerin çıkarı uğruna uzak ülkelerde savaş aleti olarak kullanıldık. Ekonomimiz on yılda ülkeyi demir ağlarla örmüş, Osmanlının borcunu bile ödemişken giderek Marshall planıyla yabancının kontrolüne geçmeye başladı. Alevi Bektaşilere yönelik ayrımcı politikalılarla mezhep ver ırk ayrımı politikalarla ülke yabancı devletlerin gizli faaliyetleri sonucu iç kargaşayla yüz yüze geldi.
İnsanlar kendilerini bu ayrımcılığa karşı meydanlara zincirledi. Ama yetmedi dış tezgah kurulmuştu bir kez ve bu halkın aydınlarını öldürmeye gazeteci ve yazarlarını hedef almaya başladılar her gün onlarca insan öldürülmeye kasabalar, mahalleler bölünmeye başlandı . Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu'na gönderilen bombanın ardından ,bir çok siyasi cinayet ardından, Sivas Olayları, Çorum ve Maraş olaylarıyla Kontrgerilla dediğimiz şimdilerde "Süper NATO" diye anılan İtalya da ortaya çıkan Gladyo benzeri bir yabancı devlet yapılanması ülkemizde Alevilere yönelik katliamlara başladı. Bu katliamda ırkçılar kullanarak ülkeyi darbelerle tanıştırdılar. Aslında bunlar dışardan kurgulanmış ülkemizde bugün yaşanan 24 Ocak kararları neticesi Özelleştirme furyasıyla serbest pazar oyunuyla gümrük duvarlarımızı yıkarak, işçi örgütlerini etkisizleştiren 24 Ocak kararlarını hayata geçirip, yabancı diktasını sağlamlaştırma operasyonuydu. Bu süre sonunda darbeleri yapan Amerikanın "bizim oğlanlar "dediği kişiler ülkeyi ele geçirirken Türk İslam sentezi ve Yeşil kuşak projesiyle teslim aldılar.

12 Eylül sonrası Gladyo'nun emrindeki kurulan Kürt PKK ası devreye sokuldu. Bu arada bir yandan şeriat ateşiyle yananları kontrol eden Amerika Sivas Katliamı Gazi Katliamı Ümraniye katliamı planlarken diğer taraftan da Baş bağlar da yurttaşlarımızı kurşunlayarak, Alevi- Sünni çatışması yaratmak istemiş ve aynı zamanda Alevileri PKK yla aynı safta göstermek istemişlerdir. Bu büyük bir oyundu tıpkı bugün oynanan Büyük Ortadoğu Projesi gibi.

BOP un amacı Amerikanın Ortadoğu Balkanlar ve Uzak Asya’daki çıkarlarını sağlamayı amaçlamaktadır. Buradaki enerji kaynaklarını ve potansiyel müşterileri ele geçirmek için bölgedeki ülkelerin sınırlarını değiştireceğini anlatan haritalarla bu amacını açık etmişler. Bu amaçla Irak’ı bombalayıp orayı üçe bölmüş Yugoslavya yı parçalamış Afganistan ve Pakistan da da olanlar bölgeyi bir kan gölüne ve ateş çemberine sokmuştur. Asıl hedefleri Türkiye’yi bölmek ülkemizi parçalamak istemektedirler. Bu nedenle başta Eşref Bitlisli paşamız bölgedeki Amerikan Çekiç Güç faaliyetlerine karşı çıktığı için uçağı düşürülmüştür. Ülkemizin aydınlarına yurtsever profesör, bilim adamı, yazar, gazeteci ve siyasilerine yönelik davaların asıl amacı BOP projesine karşı olanları susturmaktır. Amerikan karşıtlarını susurnaktır. Aleviler de bu soruşturmanın merkezindedir . Beni o yargıçlardan biri yargıladı diyen baş bakan adresi açık etmiştir. Çorum da Ebussuutu övmesi amaçlı ve manidardır.

Aleviler çağdaş, laik, demokratik, hukukun üstün olduğu, tam bağımsız, eşitlikçi bir Türkiye istemektedirler.
Ülkemizi darbelere taşıyan olaylar bilinçli bir kurgulamaydı
Bakınız geçmişte 18 Nisan 1978 Malatya Katliamı yaşandı. 29 Mayıs 1980 Çorum katliamı. Çorum da "Cami bombalandı" uydurması her yerde olduğu gibi yine farklı kültür ve inançtan insanların yaşadığı şehir Çorum da fitil ateşlendi.

Gerçi bugün geçmişten ders alan Türkçüler cezaevlerine girdikten sonra kullanıldıklarını açıkladılar ve bugün o çizgilerinden geri döndüler. O zamanlar MHP’Lİ Gün Sazak'ın öldürülüşü bahane edilerek, Aleviler hedef seçtirilmiş çok sayıda çoluk çocuk savunmasız yaşlı kişiler bile öldürülmüş evler yıkılmıştı.

1 Temmuz 1980 da bir daha başlıyor sloganlar "ya tam susturacağız ya kan kusturacağız" diyorlardı. Kana susamışlık mı var bunların genlerinde.
Sivas Olayları 1975 tarihinde bir kez daha yaşandı Ali Baba mahallesine toplu saldırı gerçekleşti. Alevilerin evleri basılarak 7 kişi öldürüldü. O dönem Ali Baba da canlı olarak o saldırıya maruz kaldım ve yaşadım.
Dünyanın da Kamuoyunun herkesin bildiği canlı yayınla verilen 2 Temmuz 1993 Madımak yangını 33 Aydını sanatçı 2 otel çalışanı olmak üzere 35 kişi yanarak can verdiler. Sonuç sanıklar hala kollanılıyor, bu ülkenin Adalet Bakanı sanıkları ziyaret etti bir çoğunun belediyelerde çalıştığı ortaya çıktı. Bir kaçı yurt dışında elebaşları Avrupa’da yaşıyor.

19 Aralıktan - 26 Aralık tarihine Maraş katliamı 8 gün arasında yaşanan olaylar bir Cuma, Bağlar başı imamının Şeyhülislamların fetvalarını andıran konuşmaları ile başlar. O günkü faşistler şehre hakim oldular devlet kenarda onları seyretti. 550 ölü, 1000 lerce yaralı. İşyeri yakıldı, yıkıldı, hamile kadınların karnında bebekler çıkartıldı, tam bir vahşet insanlık suçu insan olanın yapamayacağı toplu katliamlar yaşandı. Olaylar sonrası Aleviler yaşadıkları mahalleleri boşaltarak uzak şehirler dış göçe zorlandılar.

Güneşin doğuşuna dahi tahammül edemeyenler karanlık zihniyet sözde "Güneş ne zaman doğacak" isimli filme tepki ile başladı. Bu olayın birinci sanığını benim ülkem Milletvekili yaptı. Adını değiştiren Ökkeş Kenger'i Alevi Çalış taylarına Alevilerin kanı elinde olan birini davet ettiler. Bugünkü iktidar sahiplerine bu kişinin "Alevileri nasıl katlettiğini" anlattıracaktık ki tepkiler üzerine geri çektirildi "önce katlet sonra sorunları çöz" " en iyi Ökkeş bilir " diye çağırmışlar galiba.
Sivas katliamı sonrası Bir alevi dedesinin Gazi Mahallesinde bir kahvede kurşunlanması sonucu başlayan tepkiyle 12 Mart 1995 de yaşanan Gazi ve Ümraniye katliamında 21 kişi hayatını kaybetti. Gazi ve Ümraniye davaları Trabzon’a taşındı.

Geç gelen Adalet adaletsizliktir. Mahkemelerin zor şartların yaşandığı yerlere taşınması katillere ve katliama ortak olanlara ödüldür. Devletin bir an önce bu kara lekeyi temizlemesi suçluları cezalandırması gerekmektedir. Yakınlarını kaybeden aileleri sürüm sürüm süründürülmektedirler. Ben bu mahkemelerin 3 ine gittim o acıları yakından yaşadım

Kerbela hala sürüyor.

Emevi zihniyeti devam ettikçe kardeşlik zarar görmektedir. Alevi ayrımcılığına son verilmelidir. Cem evlerimiz ibadethane olarak kabul edilmelidir. Din dersleri zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Bu acıları bir daha yaşamamak üzere Kerbela’dan bugüne hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi anıyorum. Saygılarımla
İsmail Saçlı
14.12.2010
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Yazarlar - Makaleler Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye