Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı  Forumu  Forum Ana Sayfa Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu

( YOLUMUZ İLİM , İRFAN VE İNSANLIK SEVGİSİ ÜZERİNE KURULMUŞTUR ! )
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Bektaşi fıkraları

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Mizah Gülmece
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Atilla Yıldırım



Kayıt: 12 Ksm 2007
Mesajlar: 97
Konum: İstanbul

MesajTarih: Sal Ksm 13, 2007 3:24 pm    Mesaj konusu: Bektaşi fıkraları Alıntıyla Cevap Gönder

Bektaşi fıkraları





Kusur görmeyiz



"Sizin hırkalarınızın yenleri neden bu kadar geniş olur?"

Mevlevi açıklamış:

"Başkalarında gördüğümüz kusurları örtmek için."

"Ya sizin hırkalarınızın yenleri niye bu kadar dar olur?"

Bektaşi açıklamış:

"Biz hiç kimsede kusur görmeyiz ki..."



Onu Tanrı sorar



Sözde, Bektaşiyi topluluk içinde küçük düşüreceklerdi. Oldukça zengin birisi:

- Bektaşi Efendi, borcunuz var mı, diye sorar.

- Evet, bakkala biraz borcum var."

- Canım onu sormuyorum. Namaz borcun var mı"?

Bektaşi kızar:

- Namaz borcumu sormak Tanrının işi olabilir. Siz ancak bakkal borcunu sorabilirsiniz!



Fani dünyaya dönmezler




Mevlevi, Bektaşi ve Softa yemekten sonra ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya yatarlar.
En hayırlı düşü gören baklavayı alacak. Öneri kabul edilir ve yatar, uyurlar.


Sabah olunca Sofu:


- Ne düş gördünüz, anlatın bakalım", der.


Mevlevi sikkesini başına geçirerek:


- Hayırdır inşallah, göklere çıktım, der.


Hoca da:


- Ben ise düşümde cennete gittim, der.


Bektaşi:


- Erenler, ben de gece birinizin göklere uçtuğunu, diğerinizin de cennette gezdiğini görünce, artık bunlar fani dünyaya dönmezler, diyerek kalkıp baklavayı temizledim!, der.



Bir gün fazla





Adama sormuşlar:

- Kaç gün oruç tuttun?

- Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!

Ayni soruyu, orada bulunan Bektaşiye sorunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş:

- Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!



Pamuk gibi karınızın..





Paşanın biri, tanıdığı bir Bektaşi ile konuşurken sorar :

-Baba, geçen gün bir kadınla gidiyordun, kimdi o?

-Hanımım olurlar efendim...

-Peki ama, pek pasaklı ve çirkin biriydi.Onun koynuna nasıl giriyorsun?

Buna fena halde bozulan Bektaşi, lafı yapıştırır :

-Sizin pamuk gibi karınızın koynuna herkes girer. Marifet bizim o pasaklı karının koynuna girmekte, paşam!



Peşin Namaz





Bektaşi ile bir hoca birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca :

-Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya...

Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam... Bektaşinin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :

-Yahu bu ne uzun namaz böyle?

-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda eyledim!

Bektaşi :

-Eh ben de bir namaz kılayım! demiş ve başlamış namaza...

Ama ne namaz, bitmiyor, sonunda hoca dayanamamış :

-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!

-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım!

Hoca şaşırmış :

-Yahu olur mu böyle şey?

Bektaşi gülmüş :

-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?



Oruç gitti ama...




Oruç tutan Bektaşinin biri pek fena susamis. Vakit geçirmek için kırda gezerken bakmış gürül gürül akan bir çeşme... Adeta kendinden geçmiş bir halde ağzını dayayıp lıkır lıkır içmeye başlamış. Bu sırada oradan geçen biri görüp:

-Aman erenler ne yaptın, oruç gitti, diye seslenmiş.

Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken yanıtlamış:

-Oruç gitti, ama fakire de can geldi!




Sizden mi, bizden mi



Ömer ve Bektaşi yolun kenarında oturup muhabbet ederler, derken, önlerinden bir köpek geçer.



Ömer sorar:



- Bu köpek bizden midir, yoksa sizden mi?

Bektaşi yanıtlar:



- Önüne bir tavşan at, yerse sizden, yemezse bizden.





Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar.


Saraydan çıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.

Sultan:

- Bre uğursuz, nabekar!.. Bugün sabahleyin karşıma çıktın, bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini...

Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır:

- A devletlum siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!...



Şişiyi attım




Hoca, camide içkinin kötülüğünden bahsediyormuş. Cemaat arasında bulunan Bektaşinin fena halde canı sıkılmış. Gitmek üzere kalkayım derken, koynundaki şarap şişesi kayıp yere düşmüş. Baba hiç istifini bozmadan şöyle konuşmus :

- Kör olasıcayı işte kaldırıp attım. Sizde varsa, tam zamanı, siz de atın!



Sen ne işe yarardın




Bektaşi ile Hacı efendi ramazanda içki içerken yakalanırlar. Kadı, yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip bilmediklerini sorar bunlara.



Hacı Efendi af diler,



-Şeytana uyduk Kadı efendi, der ama, idam cezasından kurtulamaz.



Bektaşiye sıra gelir.



- Ben gayri-müslümün Kadı efendi, bana oruç farz değil ki, der Bektaşi ve idamdan kurtulur, serbest bırakılır.



Bektaşi Kadıya sorar:



- Kadı efendi, ben de şaadet getirsem ve müslüman olsam arkadaşımı da bağışlar mısın?



Kadı efendi, gavuru müslüman yapmanın büyük sevap olduğunu düşünür ve Hacıyı da affeder.



Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra Hacı şaşırararak Bekaşiye sorar;



- Sen ne biçim adamsın be, bir dinli oluyorsun, bir dinsiz. Sende iman yok mu bire münafık, diye azarlar.



Bektaşi:



- Gavur oldum kendimi, müslüman oldum seni kurtardım. Peki sen ne işe yaradın?




Öküz



Bektaşiye biri sormuş:
- Dünya, öküzün boynuzlarının üstünde duruyormuş, doğru mu?
- Dünyada o kadar çok öküz var ki... Demek ki en heybetlisi o, bu yükü kaldırdığına göre!




Bana da yuh




Bektaşinin biri musallayla mezar arasında bir dükkan çalıştırırmış. Musallada duası edilip mezarlığa doğru yol almaya başlayan salın arkasından bakar ''sana da yuh'', dermiş.

Gel zaman git zaman, Baba erenlerin de günü gelir, hakkın rahmetine kavuşur. Bu kez de bizim erenlerin musallada duası edilir ve salı mezarlığa doğru yol almaya başlar.

O sırada erenlerin salını gören komşu esnaflar, ''o, bizim sevdiklerimizin arkasından yuh çekerdi'', gelin biz de bunun arkasından ''yuh'' çekelim, derler ve başlarlar hep bir ağızdan ''YUHH'' çekmeye.

Kendine çekilen yuhları içeriden duyan Baba erenler tabutu açıp kafayı uzatır ve yuh çeken topluluğa bakar, ''eğer ben de onlar gibi gidiyorsam bana da yuh'', der.



Bu kez de Tanrıyı gör...




Koyu sofu bir adamcağızla Bektaşi, bir başka kente gitmek üzere bir kervana katıldılar. Sofu, ikindi üzeri namaz kılacağını söyledi. Bektaşi :

''Geç kalırsan kervanı kaçırırsın , sünneti bırak da yalnız farzı kılıver'', diye ögüt verdi.

Bektaşi'nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde konakladılar. Ertesi sabah sofu, Bektasi'ye sitem etti.

''Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyamda Peygamber Efendimizi gördüm''.

Bektaşi adamın sözünü ağzına tıkadı:

''Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak, rüyanda bu kez Tanrı'yı göresin''

Orucu tutmayacağım




Mahalle kahvesinde konuşuluyormuş:

- Gökte Ay görülmeyince, ramazan başlamaz; oruç için Ay'ı görmek şarttır...

Bu sözler Bektaşi'nin kafasına girmiş, Ay'ı görmemek için geceleri göğe değil yere bakıyormuş, evde de perdeleri kapatmış...

Ama, bir gece yere bakarak yürürken, bir su birikintisinin içinde Ay'ın aksini görmesin mi!..

- Ulan, demiş, çok kurnazsın, yapacağını yaptın, ama, ne yaparsan yap, şu orucu tutmayacağım...


Namazı yeseydin ya




Osmanlı'da bir adamı zaptiyeler sille tokat karakola götürüyorlarmış...

Bektaşi sormuş:

- Ne yaptı bu adam, suçu ne?..

- Oruç yemiş...

Bektaşi adama yaklaşmış:

- Ulan, demiş, madem günah işleyecektin, oruç yerine şu beş vakit namazı yeseydin ya...



Hatunu azad ettim




Bektaşi'nin biri İranlı, öteki Arap iki zengin arkadaşı varmış..

Bir gün İranlı demiş ki:

- Ey ahali, kölelerimden Yakut ile cariyelerimden Zümrüt'ü azad eyledim...

Arap altta kalır mı:

- Ben de cariyelerimden Sümbül ile kölelerimden Reyhan'ı azad ediyorum...

Herkes dönmüş Bektaşi'ye bakıyor, Baba Erenler yoksul, ne cariyesi var, ne kölesi...

Ama, bizimki altta kalır mı?..

- Ulan, demiş, ben de bizim hatunu azad ettim...



Tanrıdan istek




Bektaşi, dua etmiş:

''Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver!"

Yanından geçen softa da, ellerini kaldırmış:

"Rabbim, bana iman ver!"

Bu iki duayı da işiten hoca, Bektaşiye:

"Bak, herkes ne isitiyor Tanrı"dan, sen rakı parası istiyorsun. Utanmıyor musun?", demiş.

Bektaşi usulca: "Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister", demis.



Allah şimdi ne yapıyor




Yolda yürüyen bir Bektaşinin önüne bir atli çıkar:

"Baba, bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?"

Bektaşi yanıt verir:

"Elimden gelirse hay hay, oğlum."

Atlı: "Şunu öğrenmek istiyorum. Şu anda Allah ne yapıyor?"

Soruya içerleyen Bektaşi:

"Sen hele aşağı gel de yanıt vereyim."

"Niye ki?", diye sorar atlı.

Bektaşi: "Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir"

Atlı attan iner, ve ata Bektaşi biner.

Atlı: "Eee, Allah şimdi ne yapıyor, dersin?"

Bektaşi: "Ne yapacak, atı senin gibi budalanın elinden alıp, benim gibi akıllıya veriyor. Hadi sana kolay gelsin"!



Karışmak haddimize mi?



Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi'nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir Bektaşi babasını ziyarete gitmis.
Bektaşi, o gün komşu bağdaki bir arkadaşını ziyarete gitmiş.
O dönünceye kadar padişah bağın her tarafını dolaşmış.
Bektaşi dönünce karşılıklı konuşmaya başlamışlar:

Abdülmecid: "Erenler, bağın maşallah çok büyük. Üzümünü ne yapıyorsun?''

Bektaşi: "Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz Sultanım."

Abdülmecid: "Buradaki üzüm yemekle biter mi? "

Bektaşi: "Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz!"

Abdülmecid: "Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?"

Bektaşi: "Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basariz. Allah ne isterse o olur. Üst tarafına karışmak haddimize mi?"


Allahın kelamı




Bir mecliste Kuranı Kerim'den söz açılmıştı .Kuran'ın eşsizliğinden ve olağanüstü bir eser olduğundan bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışarak :
-Evet, Allah'ın kelamı cidden eşsizdir. Ama, yazısı biraz karışıktır!,...der.
Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar :
-Karışık mıdır, nereden biliyorsun?
Bektaşi acınacak bir tavırla cevap verir :
-Alnımın yazısından!



Buyurun cenaze namazına...




İçkinin şiddetle yasaklanmış olduğu bir zamanda, gizli meyhanelerden birinde demlenen Bektaşi, salına salına giderken, birdenbire tanıdık bir çehre ile karşılaşmış. Hemen samimi bir tavırla elini o çehre sahibinin omzuna koyarak, sormaya başlamış:

- İmanım! Seni iyice gözüm ısırıyor. Acaba nerede gördüm? Fener deki Çardaklı meyhanede mi?

- Hayır.

- Öyleyse, Tavukpazarındaki Küplüde.

- Hayır.

- Eh, o halde mutlaka Uzunodalarda.

- Hayır.

- Allah, Allah... bari söyle de meraktan kurtulayım.

- Her halde sen beni selamlık ettiğim zaman görmüş olacaksın.

Bektaşi, karşısındaki adamın Padişah olduğunu anlamış. Artık söyleyecek söz bulamamış. Hemen oraya sırt üstü yatarak:

- Ey ahali... ben kalıbı değiştiriyorum. Buyurun cenaze namazına. Diye bağırmış.



Yanlışlıkla ağzına girmiş...





Sofulardan bir zevzek, Bektaşi ile güya alay etmek için ona her rastlayışında rüyalar uydurur söyler ve bu rüyaların konularını da , mutlaka Bektaşi babalarını küçültecek uydurma vakalara ayırırmış.

Bir sabah Bektaşi işine giderken bu zevzek herif yine kendisini karşılamış:

- Aman dostum, bu gece öyle bir rüya gördüm ki bayılacaksın.

Diye söze başlamış ve rüyasında, bir Bektaşi babasının kendisinin ağzına tükürdüğünü anlatmış.

Bektaşi, rüyayı büyük bir dikkatle dinlemiş.

- Hakikaten, rüya çok mühim... Her halde bizim baba senin suratına tükürecekmiş. Fakat bu tükürük, yanlışlıkla ağzına girmiş




Doğru Söz!




Bektaşi içiyordu. Kendisine:

- Sarhoş olmaktan korkmuyor musun, dediler. O:

- Hayır, benim sarhoşluğumdan kimseye bir zararım dokunmaz ki. Siz asıl içmeden sarhoş olanlardan çekinin.

- Kim onlar?

- Bunlar bir takım sonradan görmelerdir ki, ellerine dünya malı geçtiği için ne oldum delisi olurlar.




Allah affeder. Fakat....


Bir gün Bektaşiye sormuşlar:

- Baba erenler, niçin oruç tutmazsınız?

- Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.

- İftara çağırsalar gider misin?

- Aaa... doğrusu ne yapar eder giderim.

- Canım, bu nasıl olur? Allah’ ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetine icabet ediyorsun.

- Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir. Bir eşref saatine gelirse kulların günahını derhal affedebilir. Fakat insanlar böyle midir ya? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için davetlere derhal icabet etmek gerekir.



Ne kadar değişmişsin!


Bektaşi bir gün eski dostlarından birine rastlamış. Evvelce, pek kılık kıyafet düşkünü olan bu dostunu şimdi pek mükellef bir kılıkta görünce garipsemişse de, bir şey sormaya lüzum görmemiş. Yalnız, onunla konuşu konuşa evine gitmek için:

- Azizim! Burada ne bekliyorsunuz? Buyurun, beraber gidelim. Hiç olmazsa eski günlerden konuşuruz, demiş.

Fakat adam bu teklifi kabul etmemiş:

- Beni affetseniz. Burada beklemeye mecburum.

Diyerek cevap vermiş.

Bektaşi nasılsa bir meraka kapılmış. Sormaya başlamış:

- Birini mi bekliyorsun, azizim?

- Evet. Eşeğimi getireceklerdi.

- Eşeği ne yapacaksın?

- Vallahi dostum, şimdi üç adım bile yaya gidemiyorum.

- Yaaa! Demek ki sen, eşek olmayınca üç adım bile gidemiyorsun, ha? Vah, vah, vah. Meğer ne kadar değişmişsin




Ben çaktım, O çaktı!



Bektaşinin birine sormuşlar:

- Erenler, dün gece ne iş gördün. Bektaşi:

- Hava açıktı. Tepsiyi alıp bahçeye çıktım, derken gökyüzü bulutlandı. Ben çaktım, şimşek çaktı, ben çaktım. Sonra ben sızmışım. O ne yaptı bilmem!...

_________________

Cahil bize dinsiz demiş sevgidir dinimiz bizim...!
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et Yahoo Messenger MSN Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Muğla Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Forumu Forum Ana Sayfa -> Mizah Gülmece Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye